(جابر وقصته هو وجمله مع الرسول) :
Câbir ve onun ile devesinin Resûl ile kıssası
قال ابن إسحاق: وحدثني وهب بن كيسان، عن جابر بن عبد الله، قال:
خرجت مع رسول الله صلى الله عليه وسلم إلى غزوة ذات الرقاع من نخل، على
جمل لي ضعيف، فلما قفل رسول الله صلى الله عليه وسلم، قال: جعلت الرفاق
تمضي، وجعلت أتخلف، حتى أدركني رسول الله صلى الله عليه وسلم، فقال:
مالك يا جابر؟ قال: قلت: يا رسول الله، أبطأ بي جملي هذا، قال: أنخه،
قال:
فأنخته، وأناخ رسول الله صلى الله عليه وسلم، ثم قال: أعطني هذه العصا من
يدك، أو اقطع لي عصا من شجرة، قال: ففعلت. قال: فأخذها رسول الله صلى الله
عليه وسلم فنخسه بها نخسات، ثم قال: اركب، فركبت، فخرج، والذي بعثه بالحق،
يواهق ناقته مواهقة.
قال: وتحدثت مع رسول الله صلى الله عليه وسلم، فقال لي: أتبيعني جملك هذا
يا جابر؟ قال: قلت: يا رسول الله، بل أهبه لك، قال: لا، ولكن بعنيه، قال:
قلت: فسمنيه يا رسول الله، قال: قد أخذته بدرهم، قال: قلت: لا.
إذن، تغبنني يا رسول الله! قال: فبدرهمين، قال: قلت: لا. قال: فلم يزل
يرفع لي رسول الله صلى الله عليه وسلم في ثمنه حتى بلغ الأوقية. قال: فقلت:
أفقد رضيت يا رسول الله؟ قال: نعم، قلت: فهو لك، قال: قد أخذته. قال:
ثم قال: يا جابر، هل تزوجت بعد؟ قال: قلت: نعم يا رسول الله، قال: أثيبا
أم بكرا؟ قال: قلت: لا، بل ثيبا، قال: أفلا جارية تلاعبها وتلاعبك! قال:
قلت: يا رسول الله، إن أبي أصيب يوم أحد وترك بنات له سبعا، فنكحت
امرأة جامعة، تجمع رءوسهن، وتقوم عليهن، قال: أصبت إن شاء الله، أما إنا
لو قد جئنا صرارا أمرنا بجزور فنحرت، وأقمنا عليها يومنا ذاك، وسمعت
بنا، فنفضت نمارقها . قال: قلت: والله يا رسول الله ما لنا من نمارق،
قال:
إنها ستكون، فإذا أنت قدمت فاعمل عملا كيسا. قال: فلما جئنا صرارا أمر
رسول الله صلى الله عليه وسلم بجزور فنحرت، وأقمنا عليها ذلك اليوم، فلما
أمسى رسول الله صلى الله عليه وسلم دخل ودخلنا، قال: فحدثت المرأة الحديث،
وما قال لي رسول الله صلى الله عليه وسلم، قالت: فدونك، فسمع وطاعة.
قال: فلما أصبحت أخذت برأس الجمل، فأقبلت به حتى أنخته على باب رسول
الله صلى الله عليه وسلم، قال: ثم جلست في المسجد قريبا منه، قال: وخرج
رسول الله صلى الله عليه وسلم، فرأى الجمل، فقال: ما هذا؟ قالوا: يا رسول
الله، هذا جمل جاء به جابر، قال: فأين جابر؟ قال: فدعيت له، قال: فقال: يا
بن أخي خذ برأس جملك، فهو لك، ودعا بلالا، فقال له: اذهب بجابر، فأعطه
أوقية. قال: فذهبت معه، فأعطاني أوقية، وزادني شيئا يسيرا. قال: فو الله ما
زال ينمى عندي، ويرى مكانه من بيتنا، حتى أصيب أمس فيما أصيب لنا يعني يوم
الحرة .
Türkçe Tercüme
(Câbir ve onun kıssası ile Resûlullah'la olan devesi)
İbn İshak dedi ki: Bana Vehb b. Keysân, Câbir b. Abdullah'tan rivayet ederek şöyle dedi:
Zâtü'r-Rikâ' Gazvesi'ne Nahl'den, zayıf bir devem üzerinde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte çıktım. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem geri dönerken, kervanlar ilerliyor, ben ise geri kalıyordum; ta ki Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana yetişti ve "Neyin var ya Câbir?" dedi. Ben de: "Ya Resûlallah, bu devem beni geciktirdi" dedim. "Çöktür onu" dedi. Ben de çöktürdüm, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de kendi devesini çöktürdü. Sonra: "Elindeki o değneği bana ver, yahut ağaçtan bana bir değnek kes" dedi. Ben de öyle yaptım. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onu aldı, deveye birkaç kez dokundurdu, sonra: "Bin" dedi. Bindim, deve öyle bir çıktı ki -O'nu hak ile gönderen Allah'a yemin olsun- Resûlullah'ın devesiyle at başı gidiyordu.
Câbir dedi ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile konuşurken bana: "Bu deveni bana satar mısın ya Câbir?" dedi. Ben: "Ya Resûlallah, hayır, onu sana hediye ederim" dedim. "Hayır, fakat onu bana sat" buyurdu. Ben: "Öyleyse sen fiyatını sen belirle ya Resûlallah" dedim. "Onu bir dirheme aldım" dedi. Ben: "Hayır, o zaman beni aldatmış olursun ya Resûlallah!" dedim. "Öyleyse iki dirheme" dedi. Ben yine "hayır" dedim. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem fiyatı benim için yükseltmeye devam etti, ta ki bir ukiyyeye (kırk dirheme) ulaştı. Ben: "Razı oldun mu artık ya Resûlallah?" dedim. "Evet" buyurdu. Ben: "Öyleyse o senindir" dedim. "Onu aldım" buyurdu.
Sonra: "Ya Câbir, evlendin mi?" dedi. Ben: "Evet ya Resûlallah" dedim. "Dul mu, bakire mi?" diye sordu. Ben: "Hayır, dul ile evlendim" dedim. "Seninle şakalaşacak, senin de onunla şakalaşacağın bir kız (bakire) ile evlenmeli değil miydin!" buyurdu. Ben dedim ki: "Ya Resûlallah, babam Uhud gününde şehid edildi ve geride yedi kız bıraktı. Ben de onları bir arada tutacak, başlarına duracak, olgun bir kadınla evlendim." Bunun üzerine: "İnşallah doğru yapmışsın. Şunu bil ki, Sırar'a geldiğimizde bir deve keseriz, o günümüzü orada geçiririz, kadın da bizim geldiğimizi işitince yastıklarını silkeler" buyurdu. Ben: "Vallahi ya Resûlallah, bizim hiç yastığımız yok" dedim. "Olacaktır. Sen eve gidince akıllıca (güzel) bir iş yap" buyurdu.
Sırar'a geldiğimizde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir deve kesilmesini emretti, o günü orada geçirdik. Akşam olunca Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem içeri girdi, biz de girdik. Ben kadına olanları ve Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in bana söylediklerini anlattım. O da: "İşine bak, işit ve itaat et" dedi.
Sabah olunca devenin başından tuttum, onu Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in kapısına götürüp çöktürdüm. Sonra mescitte ona yakın bir yere oturdum. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem çıktı, deveyi gördü ve "Bu nedir?" diye sordu. Dediler ki: "Ya Resûlallah, bu Câbir'in getirdiği deve." "Câbir nerede?" dedi. Beni çağırdılar. Bana: "Ey kardeşimin oğlu, devenin başından tut, o senindir" dedi ve Bilâl'i çağırıp ona: "Câbir ile git, ona bir ukiyye ver" buyurdu. Onunla birlikte gittim, bana bir ukiyye verdi, üzerine de biraz daha ilave etti.
Câbir dedi ki: Vallahi o (para/mal) bizde büyümeye devam etti ve evimizde onun yeri hep görülüp durdu, ta ki dün, Harre günü elimizden alınan şeyler içinde o da elimizden gitti.
Yapay zekâ destekli tercümedir; ilmî çalışmalar için aslına başvurunuz.