KURAN KATİBİ
← es-Sîretü'n-Nebeviyye

(تفسير ابن هشام لبعض الغريب) :

İbn Hişam'ın bazı garip (nadir) kelimelere dair açıklaması

</span>

قال ابن هشام: الألد: الذي يشغب، فتشتد خصومته، وجمعه: لد.

وفي كتاب الله عز وجل: وتنذر به قوما لدا 19: 97. وقال المهلهل بن

ربيعة التغلبي، واسمه امرؤ القيس، ويقال: عدي بن ربيعة:

إن تحت الأحجار حدا ولينا ... وخصيما ألد ذا معلاق

ويروى «ذا مغلاق » فيما قال ابن هشام. وهذا البيت في قصيدة له، وهو

الألندد.

قال الطرماح بن حكيم الطائي يصف الحرباء:

يوفي على جذم الجذول كأنه ... خصم أبر على الخصوم ألندد

وهذا البيت في قصيدة له.

قال ابن إسحاق : قال تعالى: وإذا تولى 2: 205: أي خرج من عندك سعى في

الأرض ليفسد فيها، ويهلك الحرث والنسل، والله لا يحب الفساد 2: 205 أي لا

يحب عمله ولا يرضاه. وإذا قيل له اتق الله أخذته العزة بالإثم فحسبه جهنم

ولبئس المهاد. ومن الناس من يشري نفسه ابتغاء مرضات الله، والله رؤف

بالعباد 2: 206- 207: أي قد شروا أنفسهم من الله بالجهاد في سبيله، والقيام

بحقه، حتى هلكوا على ذلك، يعني تلك السرية.

Türkçe Tercüme

(İbn Hişam'ın bazı garip lafızlara dair açıklaması):

İbn Hişam dedi ki: "Eled", şiddetle çekişip düşmanlığı azıtan kimsedir; çoğulu "lüdd"dür.

Allah'ın kitabında şöyle geçer: "Onunla inatçı bir kavmi uyarasın diye" (Meryem, 19/97). Muhelhil b. Rebîa et-Tağlebî -ki asıl adı İmruülkays'tır, kimileri Adî b. Rebîa der- şöyle demiştir:

"Şu taşların altında keskin dilli biri yatıyor, bize dost bir kimse... Ve şiddetli bir hasım, ipe sapa gelmez biri."

İbn Hişam'ın naklettiğine göre bu mısra "zâ mığlâk" (kilit gibi/çözülmez) diye de rivayet edilir. Bu beyit onun bir kasidesindendir; kastedilen "elended"dir (çok inatçı, dik başlı).

Tarammâh b. Hakîm et-Tâî bukalemunu (harbâ) tasvir ederek şöyle demiştir:

"Kütüğün gövdesine tırmanmış, sanki hasımları yenip üstün gelmiş inatçı bir çekişmeci gibidir."

Bu beyit de onun bir kasidesindendir.

İbn İshak dedi ki: Yüce Allah'ın şu buyruğu hakkında: "Ve iş başına geçtiğinde" (Bakara, 2/205) demek, senin yanından çıkıp yeryüzünde bozgunculuk yapmak, ekini ve nesli helâk etmek için çaba göstermesidir. "Allah bozgunculuğu sevmez" (Bakara, 2/205) yani onun yaptığını sevmez ve razı olmaz. "Ona 'Allah'tan kork' denildiğinde, benlik ve gurur onu günaha sürükler. Artık ona cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o!" "İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah'ın rızasını kazanmak için canını fedâ eder. Allah kullarına karşı çok şefkatlidir" (Bakara, 2/206-207); yani bunlar canlarını Allah yolunda cihad etmek ve O'nun hakkını yerine getirmek uğruna feda etmişler, bu uğurda helâk olmuşlardır -kastedilen o seriyyedir (askeri müfreze).

Yapay zekâ destekli tercümedir; ilmî çalışmalar için aslına başvurunuz.