بيان أن المستحق للمحبة هو الله وحده (3/5)
Sevgiye layık olanın yalnızca Allah olduğunun beyanı (3/5)
الله تعالى فلا جرم أحسن العلوم وأشرفها معرفة الله تعالى وكذلك ما يقاربه
ويختص به فشرفه على قدر تعلقه به
فإذن جمال صفات الصديقين الذين تحبهم القلوب طبعا ترجع إلى ثلاثة أمور
أحدها علمهم بالله وملائكته وكتبه ورسله وشرائع أنبيائه والثاني قدرتهم على
إصلاح أنفسهم وإصلاح عباد الله بالإرشاد والسياسة والثالث تنزههم عن
الرذائل والخبائث والشهوات الغالبة الصارفة عن سنن الخير الجاذبة إلى طريق
الشر وبمثل هذا يحب الأنبياء والعلماء والخلفاء والملوك الذين هم أهل العدل
والكرم فأنسب هذه الصفات إلى صفات الله تعالى
أما العلم فأين علم الأولين والآخرين من علم الله تعالى الذي يحيط بالكل
إحاطة خارجة عن النهاية حتى لا يعزب عنه مثقال ذرة في السموات ولا في الأرض
وقد خاطب الخلق كلهم فقال عز وجل وما أوتيتم من العلم إلا قليلا بل لو
اجتمع أهل الأرض والسماء على أن يحيطوا بعلمه وحكمته في تفصيل خلق نملة أو
بعوضة لم يطلعوا على عشر عشير ذلك ولا يحيطون بشيء من علمه إلا بما شاء
والقدر اليسير الذي علمه الخلائق كلهم فبتعليمه علموه كما قال تعالى خلق
الإنسان علمه البيان فإن كان جمال العلم وشرفه أمرا محبوبا وكان هو في نفسه
زينة وكمالا للموصوف به فلا ينبغي أن يحب بهذا السبب إلا الله تعالى
فعلوم العلماء جهل بالإضافة إلى علمه بل من عرف أعلم أهل زمانه وأجهل أهل
زمانه استحال أن يحب بسبب العلم الأجهل ويترك الأعلم وإن كان الأجهل لا
يخلو عن علم ما تتقاضاه معيشته والتفاوت بين علم الله وبين علم الخلائق
أكثر من التفاوت بين علم أعلم الخلائق وأجهلهم لأن الأعلم لا يفضل الأجهل
إلا بعلوم معدودة متناهية يتصور في الإمكان أن ينالها الأجهل بالكسب
والاجتهاد وفضل علم الله تعالى على علوم الخلائق كلهم خارج عن النهاية إذ
معلوماته لا نهاية لها ومعلومات الخلق متناهية
وأما صفة القدرة فهي أيضا كمال والعجز نقص فكل كمال وبهاء وعظمة واستيلاء
فإنه محبوب وإدراكه لذيذ حتى إن الإنسان ليسمع في الحكاية شجاعة علي وخالد
رضي الله عنهما وغيرهما من الشجعان وقدرتهما واستيلاؤهما على الأقران فيضاف
في قلبه اهتزازا وفرحا وارتياحا ضروريا بمجرد لنة السماع فضلا عن المشاهدة
ويورث ذلك حبا في القلب ضروريا للمتصف به فإنه نوع كمال فانسب الآن قدرة
الخلق كلهم إلى قدرة الله تعالى فأعظم الأشخاص قوة وأوسعهم ملكا وأقواهم
بطشا وأقهرهم للشهوات وأقمعهم لخبائث النفس وأجمعهم للقدرة على سياسة نفسه
وسياسة غيره ما منتهى قدرته وإنما غايته أن يقدر على بعض صفات نفسه وعلى
بعض أشخاص الإنس في بعض الأمور وهو مع ذلك لا يملك لنفسه موتا ولا حياة ولا
نشورا ولا ضرا ولا نفعا بل لا يقدر على حفظ عينه من العمى ولسانه من الخرس
وأذنه من الصمم وبدنه من المرض ولا يحتاج إلى عد ما يعجز عنه في نفسه وغيره
مما هو على الجملة متعلق قدرته فضلا عما لا تتعلق به قدرته من ملكوت
السموات وأفلاكها وكواكبها والأرض وجبالها وبحارها ورياحها وصواعقها
ومعادنها ونباتها وحيواناتها وجميع أجزائها فلا قدرة له على ذرة منها وما
هو قادر عليه من نفسه وغيره فليست قدرته من نفسه وبنفسه بل الله خالقه
وخالق قدرته وخالق أسبابه والممكن له من ذلك ولو سلط بعوضا على أعظم ملك
وأقوى شخص من الحيوانات لأهلكه فليس للعبد
قدرة إلا بتمكين مولاه كما قال في أعظم ملوك الأرض ذي القرنين إذ قال إنا
مكنا له في الأرض فلم يكن جميع ملكه وسلطنته إلا بتمكين الله تعالى إياه في
جزء من الأرض والأرض كلها مدرة بالإضافة إلى أجسام العالم وجميع الولايات
التي يحظى بها الناس من الأرض غبرة من تلك المدرة ثم تلك الغبرة أيضا من
فضل الله تعالى وتمكينه فيستحيل أن يحب عبدا من عباد الله تعالى لقدرته
وسياسته وتمكينه واستيلائه وكمال قوته ولا يحب الله تعالى لذلك ولا حول ولا
قوة إلا بالله العلي العظيم فهو الجبار القاهر والعليم القادر السموات
مطويات بيمينه والأرض وملكها وما عليها في قبضته وناصية جميع المخلوقات في
قبضة قدرته إن أهلكهم من عند آخرهم لم ينقص من سلطانه وملكه ذرة وإن خلق
أمثالهم ألف مرة لم يعي بخلقها ولا يمسه لغوب ولا فتور في اختراعها فلا
قدرة ولا قادر إلا وهو أثر من آثار قدرته فله الجمال والبهاء والعظمة
والكبرياء والقهر والاستيلاء فإن كان يتصور أن يحب قادر لكمال قدرته فلا
يستحق الحب بكمال القدرة سواه أصلا
وأما صفة التنزه عن العيوب والنقائص والتقدس عن الرذائل والخبائث فهو أحد
موجبات الحب ومقتضيات الحسن والجمال في الصور الباطنة والأنبياء والصديقون
وإن كانوا منزهين عن العيوب والخبائث فلا يتصور كمال التقدس والتنزه إلا
للواحد الحق الملك والقدوس ذي الجلال والإكرام
وأما كل مخلوق فلا يخلو عن نقص وعن نقائص بل كونه عاجزا مخلوقا مسخرا
مضطرا هو عين العيب والنقص فالكمال لله وحده وليس لغيره كمال إلا بقدر ما
أعطاه الله وليس في المقدور أن ينعم بمنتهى الكمال على غيره فإن منتهى
الكمال أقل درجاته أن لا يكون عبدا مسخرا لغيره قائما بغيره وذلك محال في
حق غيره فهو المنفرد بالكمال المنزه عن النقص المقدس عن العيوب وشرح وجوه
التقدس والتنزه في حقه عن النقائص يطول وهو من أسرار علوم المكاشفات فلا
نطول بذكره فهذا الوصف أيضا إن كان كمالا وجمالا محبوبا فلا تتم حقيقته إلا
له وكمال غيره وتنزهه لا يكون مطلقا بل بالإضافة إلى ما هو أشد منه نقصانا
كما أن للفرس كمالا بالإضافة إلى الحمار وللإنسان كمالا بالإضافة إلى الفرس
Türkçe Tercüme
Muhabbetin Müstحقı Yalnız Allah'tır
Allah Teâlâ'dır; işte bu sebeple en güzel ve en şereflî ilimler, Allah Teâlâ'yı bilmektir. Bunun gibi ona yaklaşan ve ona has olan bütün ilimler de şerefleridir, çünkü onların şerefleri, Allah'la bağlantılarının derecesine göre belirlenmiştir.
İnsanların kalpleri tarafından tabiatla sevilen sıddîkîn ve erginlerin sıfatlarının güzelliği üç şeye irca edilir. Birincisi: Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve peygamberlerin şeriatını bilmeleridir. İkincisi: kendilerini ve Allah'ın kullarını irşat ve siyâset yoluyla ıslâh etmeye gücü olmasıdır. Üçüncüsü: kötü hasletlerden, çirkinliklerden ve hayırdan saptıran, şerre çeken galip şehvetlerden uzak olmalarıdır. Peygamberler, ulemâ, halifeler ve adalet ve kerem sahipleri olan meliklerin seviliş sebebi de böyledir. Bu sıfatların hepsi Allah Teâlâ'nın sıfatlarına uygun ve benzerdir.
İlim konu olarak: İlk ve son insanların ilmi, bütüne sonsuza kadar kuşatan Allah'ın ilminin yanında nerede duruyor? Semâ ile yerde bir zerre kadar hiç bişey ondan gizli değildir. Allah Teâlâ bütün insanlığa hitap ederek: "Sana ilim olarak verilen çok azdır" dememiş midir? Hattâ yer ve gök ahalisi toplansa ve bir karıncanın ya da sivrisineğin yaratılışının ayrıntılarında Allah'ın ilmini ve hikmetini kuşatmaya çalışsa yine de bunun onda birinin onda birine eremez ve ilminden yalnız dilediğine eremez. Bütün mevcûdatın sahip olduğu az ilim de ancak Allah'ın öğretmesiyle öğrenilmiştir. Nitekim "İnsan'ı yarattı, ona konuşmayı öğretti" buyurmuştur. Öyleyse ilim güzel, şereflî ve muhbilübebbab bir şey ise, kendi başına güzellik ve kesâmetti'l-ilim şerefliyse, bu sebepten dolayı yalnız Allah Teâlâ sevilmelidir. Çünkü ulemânın ilimleri Allah'ın ilmine nispetle cehalettir. Kişi, bulunduğu zamanın en alîm kimesesiyle en cahil kimesesini karşılaştırdığında, mantık icâbı cahil olanı ilim sebebiyle sevemez ve alîm olanı bırakamaz; halbuki cahil olan da yaşamak için gerekli işleri bilir. Allah'ın ilmi ile mevcûdatın ilmi arasındaki fark, en alîm ile en cahil arasındaki farktan çok daha büyüktür. Çünkü en alîm, en cahili yalnız sayılı, muayyen ilimlerle fâiktur; bunlar ihtiyad ve gayretle cahil olanın da elde edebileceği ilimlerdir. Fakat Allah'ın ilminin mevcûdatın ilimlerine üstünlüğü sınırsızdır; zirâ O'nun malûmatı sonsuz, mevcûdatın malûmatı ise muayyen ve sınırlıdır.
Kadir olma sıfatı da kemâldir ve aczilik noksan olduğundan, bütün kemâl, parıltı, azâmet ve hâkimiyet muhabbet edilir ve onun tasavvuru lezzettir. Hattâ insan, Ali'nin şecaat ve kahramanlığını, Hâlid'in kahramanlığını ve yaşıtlı bireyler üzerindeki üstünlüğünü, işitme hayaliyle dinlediğinde bile kalbinde zauri bir titreme, sevinç ve rahatlık hâsıl olur; müşâhade ise daha çok muhabbet doğurur. Bunun gibi kudret bir kemâl olduğundan, şimdi bütün mevcûdatın kudreti Allah Teâlâ'nın kudretine nisbet et. En kuvvetli insan, en geniş mülke sâhip, en güçlü adam, şehvetleri en ziyâde bastıran, nefs-i ammârenin şerlerini en çok bastıran ve kendisini ve başkasını idâre etme kudreti en ziyâde olanı dahi ne yapar? O'nun kudreti, yalnız nefs-i ammâresinin bazı sıfatları ve insanlar arasında bazı işlerde hükûm sahibi olmaktan ibârettir. Bununla beraber kendisi için ölümü, hayatı, diriltmeyi, zararı, nef'i bile isteşte muktedir değildir; gözünü körlükten, dilini dişinden, kulağını sağırlıktan, bedeniş hastalıktan dahi koruyamaz. Kendisinde ve başkasında kudreti dışında kalan şeylerin saymaya kalkışmaya gerek yok; hemân kudreti dile dâhil olan şeylerden ibârettir. Semâvât'ın melekûtu, felekleri ve yıldızları, yerin dağları, denizleri, rüzgârları, yıldırımları, mâdenları, bitkileri ve hayvanları ve bütün parçaları gibi kudreti dâhil olmayan şeylerden söz açmamız ne gerek? Bunların bir zarre'sinde bile kudreti yoktur.
Kendisinde ve başkasında müktedir olduğu şeyse, bunlar kendi kuvvetiyle değil, belki Allah onu yaratmış, kudretini yaratmış, asbâbını yaratmış, bunun mümkûnât'ına malik kılmıştır. Meselâ, bir sivrisinek bile bulunun en büyük melikine ve cümlei hayvanattan en kuvvetli kimesesine musallat olsa onu helâk eder. Öyleyse kulun kudreti yalnız mevlâsının tîmkîniyle vardır. Nitekim yerin en büyük meliklerinden Zülkarnâyn hakkında "Andolsun ki biz ona yerde iktidar ettik" buyurmuş; demek onun bütün memleketi ve saltanatı ancak Allah Teâlâ'nın ona yerin bir parçasında tîmkîniyle olmuştur. Yerin kâffesi o kütleye nispetle bir toz zerrecidir; insanların yerezemin kazandığı bütün riyasetler de o toz zerresinin toz tanecikleridir ve o toz tanecikleri de yine Allah Teâlâ'nın lutfu ve tîmkîniyle vardır.
Öyley
Yapay zekâ destekli tercümedir; ilmî çalışmalar için aslına başvurunuz.