KURAN KATİBİ
İhyâu Ulûmi'd-Dîn

بيان أعمال المتوكلين (1/5)

Tevekkül ehlinin amellerinin beyanı (1/5)

اعلم أن العلم يورث الحال والحال يثمر الأعمال وقد يظن أن معنى التوكل

ترك الكسب بالبدن وترك التدبير بالقلب والسقوط على الأرض كالخرقة الملقاة

وكاللحم على الوضم وهذا ظن الجهال فإن ذلك حرام في الشرع والشرع قد أثنى

على المتوكلين فكيف ينال مقام من مقامات الدين بمحظورات الدين بل نكشف

الغطاء عنه ونقول إنما يظهر تأثير التوكل في حركة العبد وسعيه بعلمه إلى

مقاصده وسعي العبد باختياره إما أن يكون لأجل جلب نافع هو مفقود عنده

كالكسب أو لحفظ نافع هو موجود عنده كالادخار أو لدفع ضار لم ينزل به كدفع

الصائل والسارق والسباع أو لإزالة ضار قد نزل به كالتداوي من المرض فمقصود

حركات العبد لا تعدو هذه الفنون الأربعة وهو جلب النافع أو حفظه أو دفع

الضار أو قطعه فلنذكر شروط التوكل ودرجاته في كل واحد منها مقرونا بشواهد

الشرع الفن الأول في جلب النافع فنقول فيه الأسباب التي بها يجلب النافع

على ثلاث درجات مقطوع به ومظنون ظنا يوثق به وموهوم وهما لا تثق النفس به

ثقة تامة ولا تطمئن إليه الدرجة الأولى المقطوع به وذلك مثل الأسباب التي

ارتبطت المسببات بها بتقدير الله ومشيئته ارتباطا مطردا لا يختلف كما أن

الطعام إذا كان موضوعا بين يديك وأنت جائع محتاج ولكنك لست تمد اليد إليه

وتقول أنا متوكل وشرط التوكل ترك السعي ومد اليد إليه سعي وحركة وكذلك مضغه

بالأسنان وابتلاعه بإطباق أعالي الحنك على أسافله فهذا جنون محض وليس من

التوكل في شيء فإنك إن انتظرت أن يخلق الله تعالى فيك شبعا دون الخبز أو

يخلق في الخبز حركة إليك أو يسخر ملكا ليمضغه لك ويوصله إلى معدتك فقد جهلت

سنة الله تعالى وكذلك لو لم تزرع الأرض وطمعت في أن يخلق الله تعالى نباتا

من غير بذر أو تلد زوجتك من غير وقاع كما ولدت مريم عليها السلام فكل ذلك

جنون وأمثال هذا مما يكثر ولا يمكن إحصاؤه أليس التوكل في هذا المقام

بالعمل بل بالحال والعلم أما العلم فهو أن تعلم أن الله تعالى خلق الطعام

واليد والأسنان وقوة الحركة وأنه هو الذي يطعمك ويسقيك وأما الحال فهو أن

يكون سكون قلبك واعتمادك على فعل الله تعالى لا على اليد والطعام وكيف

تعتمد على صحة يدك وربما تجف في الحال وتفلج وكيف تعول على قدرتك وربما

يطرأ عليك في الحال ما يزيل عقلك ويبطل قوة حركتك وكيف تعول على حضور

الطعام وربما يسلط الله تعالى

من يغلبك عليه أو يبعث حية تزعجك عن مكانك وتفرق بينك وبين طعامك وإذا

احتمل أمثال ذلك ولم يكن لها علاج إلا بفضل الله تعالى فبذلك فلتفرح وعليه

فلتعول فإذا كان هذا حاله وعلمه فليمد اليد فإنه متوكل الدرجة الثانية

الأسباب التي ليست متيقنة ولكن الغالب أن المسببات لا تحصل دونها وكان

احتمال حصولها دونها بعيدا كالذي يفارق الأمصار والقوافل ويسافر في البوادي

التي لا يطرقها الناس إلا نادرا ويكون سفره من غير استصحاب زاد فهذا ليس

شرطا في التوكل بل استصحاب الزاد في البوادي سنة الأولين ولا يزول التوكل

به بعد أن يكون الاعتماد على فضل الله تعالى لا على الزاد كما سبق ولكن فعل

ذلك جائز وهو من أعلى مقامات التوكل ولذلك كان يفعله الخواص

فإن قلت فهذا سعي في الهلاك وإلقاء النفس في التهلكة فاعلم أن ذلك يخرج

عن كونه حراما بشرطين أحدهما أن يكون الرجل قد راض نفسه وجاهدها وسواها على

الصبر عن الطعام أسبوعا وما يقاربه بحيث يصبر عنه بلا ضيق قلب وتشوش خاطر

وتعذر في ذكر الله تعالى والثاني أن يكون بحيث يقوى على التقوت بالحشيش وما

يتفق من الأشياء الخسيسة فبعد هذين الشرطين لا يخلو في غالب الأمر في

البوادي في كل أسبوع عن أن يلقاه آدمي أو ينتهي إلى حلة أو قرية أو إلى

حشيش يجتزئ به فيحيا به مجاهدا نفسه والمجاهدة عماد التوكل وعلى هذا كان

يعول الخواص ونظراؤه من المتوكلين والدليل عليه أن الخواص كان لا تفارقه

الإبرة والمقراض والحبل والركوة ويقول هذا لا يقدح في التوكل وسببه أنه علم

أن البوادي لا يكون الماء فيها على وجه الأرض وما جرت سنة الله تعالى بصعود

الماء من البئر بغير دلو ولا حبل ولا يغلب وجود الحبل والدلو في البوادي

كما يغلب وجود الحشيش والماء يحتاج إليه لوضوئه كل يوم مرات ولعطشه في كل

يوم أو يومين مرة فإن المسافر مع حرارة الحركة لا يصبر عن الماء وإن صبر عن

الطعام وكذلك يكون له ثوب واحد وربما يتخرق فتنكشف عورته ولا يوجد المقراض

والإبرة في البوادي غالبا عند كل صلاة ولا يقوم مقامهما في الخياطة والقطع

شيء مما يوجد في البوادي فكل ما في معنى الأربعة أيضا يلتحق بالدرجة

الثانية لأنه مظنون ظنا ليس مقطوعا به لأنه يحتمل أن لا يتخرق الثوب أو

يعطيه إنسان ثوبا أو يجد على رأس البئر من يسقيه ولا يحتمل أن يتحرك الطعام

ممضوغا إلى فيه فبين الدرجتين فرقان ولكن الثاني في معنى الأول ولهذا نقول

لو انحاز إلى شعب من شعاب الجبال حيث لا ماء ولا حشيش ولا يطرقه طارق فيه

وجلس متوكلا فهو آثم به ساع في هلاك نفسه كما روي أن زاهدا من الزهاد فارق

الأمصار وأقام في سفح جبل سبعا وقال لا أسأل أحدا شيئا حتى فائتني ربي

برزقي فقعد سبعة فكاد يموت ولم يأته رزق فقال يا رب إن أحييتني فائتني

برزقي الذي قسمت لي وإلا فاقبضني إليك فأوحى الله جل ذكره إليه وعزتي لا

أرزقنك حتى تدخل الأمصار وتقعد بين الناس فدخل المصر وقعد فجاءه هذا بطعام

وهذا بشراب فأكل وشرب وأوجس في نفسه من ذلك فأوحى الله تعالى إليه أردت أن

تذهب حكمتي بزهدك في الدنيا أما علمت أني أرزق عبدي بأيدي عبادي أحب إلي من

Türkçe Tercüme

Mutevekkilerin Amelleri Hakkında Açıklama

Bil ki ilim hal doğurur, hal da amelleri meydana getirir. Birçok kişi tevekkülün anlamını, bedenle kazanç çalışmasını ve kalple tedbir almayı terk etmek, yerde atılmış bir paçavra veya çürük bir döneş üzerindeki et gibi olmak zanneder. Bu cehalet zannıdır. Çünkü böyle davranış şeriat açısından haramdır ve şeriat mutevekkileri överken, dinin yasakladığı şeylerle dinin mertebelerinden birine nasıl ulaşılabilir? Bilakis perdeyi kaldırıp şöyle diyoruz: Tevekkülün tesiri, kölenin bilgisine bağlı olarak hareketinde ve amaçlarına doğru çalışmasında ortaya çıkar.

Kölenin iradi çalışması dört türlü olur: Yokluğundan şikâyet edilen bir faydayı getirmek (kazanç gibi), mevcut olan bir faydayı korumak (biriktirme gibi), henüz inmeyen bir zararı defetmek (saldırgan, hırsız, yırtıcı hayvan defetmek gibi) veya inmiş olan bir zararı gidermek (hastalığın tedavisi gibi). Kölenin hareketlerinin amacı bu dört türü geçmez; yani faydayı getirmek, korumak, zararı defetmek veya gidermek. Şimdi her biri içinde tevekkülün şartlarını ve derecelerini şer'i delillerle birlikte açıklayalım.

İlk Tür: Faydayı Getirmek - Faydayı getiren sebepler üç derecede yer alır: Kesin olanlar, güvenilir şekilde zannedilen sebepler ve vesvesenin karışmış olduğu şeyler. Nefis bunlara tam itminan vermez ve teskin olmaz.

Birinci Derece: Kesin Sebepler - Bunlar, Allah'ın takdiri ve iradesince, hiçbir farklılık göstermeyecek şekilde münasebetle bağlanmış sebepler gibidirler. Mesela, yiyecek senin önünde duruyor, sen aç ve muhtaçsın, fakat elini uzatmıyor ve "ben mutevekkilim" diyorsun. Tevekkülün şartı, çalışmayı terk etmektir, elini uzatmak ise çalışma ve harekettir. Aynı şekilde dişlerle çiğneme ve üst çeneyi alt çeneye kapayarak yutma da böyledir. Bu saf delilik olup, tevekkülden hiçbir şekilde değildir. Eğer sen bir şekilde ekmeksiz senin içinde doygunluk yaratmasını, yahut ekmeğe seninle kendi kendine hareket etmesini veya bir melek tarafından seninle çiğnetilip midesine ulaştırılmasını bekleseydin, Allah'ın sünnetini bilmemiş olurdun.

Benzer şekilde, eğer araziyi ekmeseydin ve Allah'ın tohum olmadan bitki yarattığını umarsayın, yahut senin karını tohum olmadan dış müdahlae olmaksızın doğurduğunu umarsaydin (Meryem'in doğum gibi), hepsi delilik ve bunun gibi çok örneği vardır ve sayılamaz. Burada tevekkül iş ile değil, halle ve ilimle olmaz mı? İlim şudur: Eğer sen, Allah Teâlâ'nın yiyeceği, eli, dişleri ve hareket gücünü yarattığını ve senin seni besleyen ve içirteni O olduğunu bilir; hal şudur: Kalbin sakinliği ve güveniniz, eli ve yiyeceğe değil, Allah Teâlâ'nın filine olsun. Senin elin sağlığına nasıl güvenirsin, oysa o parçalanıp çöplenebilir? Senin gücüne nasıl güvenirsin, oysa ansızın senin aklını gidebilecek ve hareket gücünü yok edebilecek bir şey başına gelebilir? Yiyeceğin bulunmasına nasıl güvenirsin, oysa Allah Teâlâ, seni onun üzerine ağır basacak birini salıverebilir veya seni yerinden oynatacak bir yılan gönderebilir? Eğer bunun gibi ihtimaller barındırabilir ve bunların çaresi sadece Allah'ın fazlı ile varsa, işte o zaman o fazlına sevinin ve ona güvenin. Eğer bu böyle bir hallü ve ilmüyse, o zaman elini uzatsın; çünkü o mutevekkildir.

İkinci Derece: Kesin Olmayan Sebepler - Bunlar, münasebetle emin olmasa da galibe gelen sebepler olup, münasebeler olmadan vuku bulma uzaktır. Mesela, şehirlerle kervan yollarını terk edip, insanların nadiren gittikleri çölde yolculuk yapan, yiyecek taşımayan kimse. Bu, tevekkülün şartı değildir; bilakis çölde yiyecek taşımak önceki enbiya'nın sünneti olup, ayet: "Münafikaların kalpleri bozulur, artık ne halal kabul ettirmek mümkün, ne bir şey yapabilirler, müminlerin ise kalpleri sağlamdır" (İbnü'l-Mübârek ve tâbiûn) dedikten sonra, tevekkülü ortadan kaldırmaz, madem Allah Teâlâ'nın fazlına güvenilmektedir, yiyeceğe değil. Ama bunun yapılması caizdir ve tevekkülün en yüksek mertebelerinden olup, bu sebeple kâs (İmam Kâs el-Kâs el-Medenî) bunu yapardı.

Eğer söylersen: "Bu ölüm çukuruna atılmaktır" diye, bil ki bu harama döner: Birincisi, adamın kendini hazırlaması; yani Allahu Teâlâ'yı anmakta sıkıntı çekmeyecek şekilde, kalp darlığı ve akılda karışıklık olmaksızın bir hafta veya buna yakın yiyeceksiz sabretmesi. İkincisi, çerçöp otlar ve bulabildiği değersiz şeylerle geçinebilmesi. Bu iki şarttır; sonra çölde bir hafta geçmesi nadiren olmaz ki, bir insana, bir kavime, bir köye eriştirmez yahut geçinebileceği otlar bulmasın ve mücahede ederek yaşasın. Mücahede, tevekkülün dirseğidir ve bu da seçkinler ve nظireyileri olan mutevekkilerin dayanağı. Bunu gösteren delil şudur: Seçkinler

Yapay zekâ destekli tercümedir; ilmî çalışmalar için aslına başvurunuz.