KURAN KATİBİ
İhyâu Ulûmi'd-Dîn

بيان كيفية توزع الدرجات والدركات في الآخرة على الحسنات والسيئات في الدنيا (4/6)

Ahirette derece ve derekelerin dünyadaki iyilik ve kötülüklere göre dağılımının açıklanması (4/6)

إيمانا تقليديا فمن أصحاب اليمين ودرجته دون درجة المقربين وهم أيضا على

درجات فالأعلى من درجات أصحاب اليمين تقارب رتبته رتبة الأدنى من درجات

المقربين هذا حال من اجتنب كل الكبائر وأدى الفرائض كلها أعني الأركان

الخمسة التي هى النطق بكلمة الشهادة باللسان والصلاة والزكاة والصوم والحج

فأما من ارتكب كبيرة أو كبائر أو أهمل بعض أركان الإسلام فإن تاب توبة

نصوحا قبل قرب الأجل التحق بمن لم يرتكب لأن التائب من الذنب كمن لا ذنب له

والثوب المغسول كالذي لم يتوسخ أصلا وإن مات قبل التوبة فهذا أمر مخطر عند

الموت إذ ربما يكون موته على الإصرار سببا لتزلزل إيمانه فيختم له بسوء

الخاتمة لا سيما إذا كان إيمانه تقليديا فإن التقليد وإن كان جزما فهو قابل

للانحلال

بادنى شك وخيال والعارف البصير أبعد أن يخاف عليه سوء الخاتمة وكلاهما إن

ماتا على الإيمان يعذبان إلا أن يعفو الله عذابا يزيد على عذاب المناقشة في

الحساب وتكون كثرة العقاب من حيث المدة بحسب كثرة مدة الإصرار ومن حيث

الشدة بحسب قبح الكبائر ومن حيث اختلاف النوع بحسب اختلاف أصناف السيئات

وعند انقضاء مدة العذاب ينزل البله المقلدون في درجات أصحاب اليمين

والعارفون المستبصرون في أعلى عليين ففي الخبر آخر من يخرج من النار يعطى

مثل الدنيا كلها عشرة أضعاف (1) فلا تظن أن المراد به تقديره بالمساحة

لأطراف الأجسام كان يقابل فرسخ بفرسخين أو عشرة بعشرين فإن هذا جهل بطريق

ضرب الأمثال بل هذا كقول القائل أخذ منه جملا واعطاه عشرة أمثاله وكان

الجمل يساوي عشرة دنانير فأعطاه مائة دينار فإن لم يفهم من المثل إلا المثل

في الوزن والثقل فلا تكون مائة دينار لو وضعت في كفة الميزان والجمل في

الكفة الأخرى عشر عشيره بل هو موازنة معاني الأجسام وارواحها دون أشخاصها

وهياكلها فإن الجمل لا يقصد لثقله وطوله وعرضه ومساحته بل لماليته فروحه

المالية وجسمه اللحم والدم ومائة دينار عشرة أمثاله بالموازنة الروحانية لا

بالموازنة الجسمانية وهذا صادق عند من يعرف روح المالية من الذهب والفضة بل

لو أعطاه جوهرة وزنها مثقال وقيمتها مائة دينار وقال أعطيته عشرة امثاله

كان صادقا ولكن لا يدرك صدقه إلا الجوهريون فإن روح الجوهرية لا تدرك بمجرد

البصر بل بفطنة أخرى وراء البصر فلذلك يكذب به الصبي بل القروي والبدوي

ويقول ما هذه الجوهرة إلا حجر وزنه مثقال ووزن الجمل ألف ألف مثقال فقد كذب

في قوله إني أعطيته عشرة امثاله والكاذب بالتحقيق هو الصبي ولكن لا سبيل

إلى تحقيق ذلك عنده إلا بأن ينتظر به البلوغ والكمال وأن يحصل في قلبه

النور الذي يدرك به أرواح الجواهر وسائر الأموال فعند ذلك ينكشف له الصدق

والعارف عاجز عن تفهيم المقلد القاصر صدق رسول الله صلى الله عليه وسلم في

هذه الموازنة إذ يقول صلى الله عليه وسلم الجنة في السموات (2) كما ورد في

الأخبار والسموات من الدنيا فكيف يكون عشرة أمثال الدنيا في الدنيا وهذا

كما يعجز البالغ عن تفهيم الصبي تلك الموازنة وكذلك تفهيم البدوي وكما أن

الجوهري مرحوم إذا بلي بالبدوي والقروي في تفهيم تلك الموازنة فالعارف

مرحوم إذ يلى بالبليد الأبلة في تفهيم هذه الموازنة ولذلك قال صلى الله

عليه وسلم ارحموا ثلاثة عالما بين الجهال وغني قوم افتقر وعزيز قوم ذل (3)

والأنبياء مرحومون بين الأمة بهذا السبب ومقاساتهم لقصور عقول الأمة فتنة

لهم وامتحان وابتلاء من الله وبلاء موكل بهم سبق بتوكيله القضاء الأزلي وهو

المعنى بقوله صلى الله عليه وسلم البلاء موكل بالأنبياء ثم الأولياء ثم

الأمثل فالأمثل (4) فلا تظنن أن البلاء بلاء أيوب عليه السلام وهو الذى

ينزل بالبدن فإن بلاء نوح عليه السلام أيضا من البلاء العظيم إذ بلي بجماعة

كان لا يزيدهم دعاؤه إلى الله إلا فرارا ولذلك لما تأذى رسول الله صلى الله

عليه وسلم بكلام بعض الناس قال رحم الله اخي موسى لقد اوذي بأكثر من هذا

فصبر (5) فإذن لا تخلو الأنبياء

عن الابتلاء بالجاحدين ولا تخلو الأولياء والعلماء عن الابتلاء بالجاهلين

ولذلك قلما ينفك الأولياء عن ضروب من الإيذاء وأنواع البلاء بالإخراج من

البلاد والسعاية بهم إلى السلاطين والشهادة عليهم بالكفر والخروج عن الدين

وواجب أن يكون أهل المعرفة عند أهل الجهل من الكافرين كما يجب أن يكون

المعتاض عن الجمل الكبير جوهرة صغيرة عند الجاهلين من المبذرين المضيعين

فإذا عرفت هذه الدقائق فآمن بقوله عليه الصلاة والسلام أنه يعطى آخر من

يخرج من النار مثل الدنيا عشر مرات وإياك أن تقتصر بتصديقك على ما يدركه

البصر والحواس فقط فتكون حمارا برجلين لأن الحمار يشاركك في الحواس الخمس

وإنما أنت مفارق للحمار بسر إلهي عرض على السموات والأرض والجبال فأبين أن

يحملنه وأشفقن منه فإدراك ما يخرج عن عالم الحواس الخمس لا يصادف إلا في

عالم ذلك السر الذي فارقت به الحمار وسائر البهائم فمن ذهل عن ذلك وعطله

وأهمله وقنع بدرجة البهائم ولم يجاوز المحسوسات فهو الذي أهلك نفسه

بتعطيلها ونسيها بالإعراض عنها فلا تكونوا كالذين نسوا الله فأنساهم أنفسهم

فكل من لم يعرف إلا المدرك بالحواس فقد نسى الله إذ ليس ذات الله مدركا في

هذا العالم بالحواس الخمس وكل من نسي الله أنساه الله لا محالة نفسه ونزل

إلى رتبة البهائم وترك الترقي إلى الأفق الأعلى وخان في الأمانة التي أودعه

الله تعالى وانعم عليه كافرا لأنعمه ومتعرضا لنقمته إلا أنه أسوأ حالا من

البهيمة فإن البهيمة تتخلص بالموت وأما هذا فعنده أمانة سترجع لا محالة إلى

Türkçe Tercüme

Dünyada İşlenen İyiliklerin ve Kötülüklerin Ahirette Derecelere ve Tabakatlara Nasıl Dağıtıldığının Açıklanması (4/6)

Taklidi imanla inanansa, sağ taraftakilerden (Ashab-ı Yemin) olur ve derecesi, yakınlaştırılanların (Mukarrebûn) derecesinin altındadır. Onlar da kendi aralarında derecelere ayrılmışlardır. Sağ taraftakilerinin en üst derecesi, yakınlaştırılanların en alt derecesine yakındır. Bu, bütün büyük günahlardan kaçınan ve bütün farz olan görevleri yapan, yani şahadet kelimesini dillle söylemek, namaz, zekât, oruç ve hac olan beş erkâna muvaffak olan kimsedir. Ancak kim büyük günah işler ya da günahlar işlerse, ya da İslâm erkânlarından bazılarını ihmal ederse, eğer ölüm yaklaşmadan önce tövbe-i nesihe ile tövbe ederse, hiç günah işlemeyenlere katılır. Çünkü günahtan tövbe eden, günah işlememiş gibidir; yıkanan elbise asla kirlenmiş gibi değildir. Fakat tövbe etmeden ölürse, bu ölüm anında çok tehlikeli bir durumdur. Zira ölümü, ısrara devam halinde olabilir ki bu da imanının sarsıntıya uğramasının sebebi olur ve kötü bir sonla muhtetemel olur. Özellikle imanı taklidi ise, taklid mutlak olsa da en küçük şüphe ve hayalle çökmesi mümkündür. Hakikat bileni basiretli olan ise, kötü sondan korkulacak durumda daha az olasıdır. Her ikisi de iman üzere ölürlerse, azap çekmişse de—Allah bağışlamazsa—hesap sorma cezasından fazlasıyla azap ederler. Cezanın çokluğu, müddet bakımından ısrarın müddeti kadar; şiddet bakımından büyük günahların çirkinliği kadar; çeşit değişikliği bakımından ise kötü işlerin çeşitleri kadar olur. Azap müddeti bitince, taklid edenlerin şeytanları sağ taraftakiler (Ashab-ı Yemin) derecelerine inerler; hakikat bilenler ve gözü açık olanlar ise en yüksek yerlere (Illiyyîn) yerleşirler. Haberlerden birine göre, "Nerden çıkacak son kişi tüm dünyaya on kat verilir." (1) Meğer sen, bununla cisim uçlarının boyutunun ölçülmesi kastedildiğini sanmasın, sanki bir fersahı iki fersahla ya da onu yirmiye koyasın, çünkü bu, misâl tutturma yolunun cehaletidir. Bilakis bu, "Birinden bir deve aldı ve ona onun on misli verdi" diyene benzer. O dev on dinar değerindeyse, ona yüz dinar vermiştir. Eğer misâlden yalnız ağırlık ve kilo misâli anlaşılırsa, yüz dinar bir kefede ve deve diğer kefede konulursa, onun onda biri bile olmaz. Belki bu, cisimlerin anlamlarının ve ruhlarının birbirle kıyaslanmasıdır, şekilleri ve yapıları değil. Çünkü deve, ağırlığı, boyu, genişliği ve boyutu için değil, malî değeri için istenilir. Onun malî ruhu vardır; bedeni et ve kandır. Yüz dinar, ruhani kıyaslama bakımından onun on mislidir, cismani kıyaslama bakımından değil. Bu, maliyetin altınındaki ve gümüşteki ruhunu bilene göre doğrudur. Bilakis ona bir mücevher versen, ağırlığı bir miskâl, değeri yüz dinar, "Ona on misli verdim" denseler, doğru olur. Lakin doğruluğunu ancak mücevher bilenleri idrak ederler. Mücevhelik ruhu, yalnız görme hassasıyla değil, görmenin ötesinde başka bir incelikle idrak olunur. İşte bu nedenle çocuk, hatta köylü ve çöl insanı bunu yalanlarlar ve "Bu mücevher sadece bir taştır, ağırlığı bir miskâl; devenin ağırlığı bin bin miskâldır" derler. Öyleyse "Ona on misli verdim" sözünde yalan söylemiş olunur. Gerçek yalancı çocuktur, fakat bunu teyit etmenin onun yanında bir yolu yoktur, ancak erişkinliğe ve kemâle erişmesini beklemek ve kalbinde mücevherlerin ve diğer malların ruhlarını idrak eden nur müyesser olmak gerekir. O vakit ona doğruluk keşif olunur. Hakikat bileni, eksik taklid edene Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in bu kıyaslama konusundaki doğruluğunu anlatmaya güçsüzdür. Çünkü o, "Cennet semâlardadır" demiş sallallahu aleyhi ve sellem. Haberlerden de gelmişse, semâlar dünyadan; peki nasıl olur ki dünyaya on misli dünyada olsun? Bu, erişkinin çocuğa o kıyaslamayı anlatmaya güçsüz olması gibidir. Köylüyü anlatmak da öyledir. Mücevher bileni, köylü ve çöl insanıyla meşgul olursa, bunun acısını çeker ve o kıyaslamayı anlatmaya mecbur kalırsa, acı çekilir. Hakikat bileni de, ahmar budala insanla meşgul olursa, böyle kıyaslamayı anlatırken acı çekilir. İşte bu nedenle sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Üçünü rahmete alınız: Cahillerle arası olan âlim, fakir olmuş olan zengin, ve hor düşmüş olan güçlü." (3) Peygamberler de ümmetleri arasında bu sebeble rahmet nesnesidir. Onların ümmetin akıllarının eksikliğine dayanması, onlara bir fitne, bir imtihan, bir bilâ'dan başka bir şey değildir. Bunun devamlılığı, ezelî takdir tarafından talak olunmuştur. İşte bu anlamla sallallahu aleyhi ve sellem, "Bilâ, peygamberlere vekillidir, sonra velilere, sonra daha iyilere, sonra daha iyilere" (4) buyurmuştur

Yapay zekâ destekli tercümedir; ilmî çalışmalar için aslına başvurunuz.