بيان صفة الدنيا بالأمثلة (3/3)
Dünyanın niteliğinin örneklerle beyanı (3/3)
وبعضهم تولج الغياض ونسي المركب وبعد في متفرجه ومتنزهه منه حتى لم يبلغه
نداء الملاح لاشتغاله بأكل تلك الثمار واستشمام تلك الأنوار والتفرج بين
تلك الأشجار وهو مع ذلك خائف على نفسه من السباع وغير خال من السقطات
والنكبات ولا منفك عن شوك ينشب بثيابه وغضن يجرح بدنه وشوكة تدخل في رجله
وصوت هائل يفزع منه وعوسج يخرق ثيابه ويهتك عورته ويمنعه عن الانصراف لو
أراده فلما بلغه نداء أهل السفينة انصرف مثقلا بما معه ولم يجد في المركب
موضعا فبقي في الشط حتى مات جوعا وبعضهم لم يبلغه النداء وسارت السفينة
فمنهم من افترسته السباع ومنهم من تاه فهام على وجهه حتى هلك ومنهم من مات
في الأوحال ومنهم من نهشته الحيات فتفرقوا كالجيف المنتنة
وأما من وصل إلى المركب بثقل ما أخذه من الأزهار والأحجار فقد استرقته
وشغله الحزن بحفظها والخوف من فوتها وقد ضيقت عليه مكانه فلم يلبث أن ذبلت
تلك الأزهار وكمدت تلك الألوان والأحجار فظهر نتن رائحتها فصارت مع كونها
مضيقة عليه مؤذية له بنتنها ووحشتها فلم يجد حيلة إلا أن ألقاها في البحر
هربا منها وقد أثر فيه ما أكل منها فلم ينته إلى الوطن إلا بعد أن ظهرت
عليه الأسقام بتلك الروائح فبلغ سقيما مدبرا ومن رجع قريبا ما فاته إلا سعة
المحل فتأدى بضيق المكان مدة ولكن لما وصل إلى الوطن استراح ومن رجع أولا
وجد المكان الأوسع ووصل إلى الوطن سالما فهذا مثال أهل الدنيا في اشتغالهم
بحظوظهم العاجلة ونسيانهم موردهم ومصدرهم وغفلتهم عن عاقبة أمورهم وما أقبح
من يزعم أنه بصير عاقل أن تغره أحجار الأرض وهي الذهب والفضة وهشيم النبت
وهي زينة الدنيا وشيء من ذلك لا يصحبه عند الموت بل يصير كلا ووبالا عليه
وهو في الحال شاغل له بالحزن والخوف عليه وهذه حال الخلق كلهم إلا من عصمه
الله عز وجل
مثال آخر لاغتزار الخلق بالدنيا وضعف إيمانهم قال الحسن رحمه الله بلغني
أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال لأصحابه إنما مثلي ومثلكم ومثل الدنيا
كمثل قوم سلكوا مفازة غبراء حتى إذا لم يدروا ما سلكوا منها أكثر أو ما بقي
أنفدوا الزاد وخسروا الظهر وبقوا بين ظهراني المفازة ولا زاد ولا حمولة
فأيقنوا بالهلكة فبينما هم كذلك إذ خرج عليهم رجل في حلة تقطر رأسه فقالوا
هذا قريب عهد بريف وما جاءكم هذا إلا من قريب فلما انتهى إليهم قال يا
هؤلاء فقالوا يا هذا فقال علام أنتم فقالوا على ما ترى فقال أرأيتم إن
هديتكم إلى ماء رواء ورياض خضر ما تعملون قالوا لا نعصيك شيئا قال عهودكم
ومواثيقكم بالله فأعطوه عهودهم ومواثيقهم بالله لا يعصونه شيئا قال فأوردهم
ماء رواء ورياضا خضرا فمكث فيهم ما شاء الله ثم قال يا هؤلاء قالوا يا هذا
قال الرحيل قالوا إلى أين قال إلى ماء ليس كمائكم وإلى رياض ليست كرياضكم
فقال أكثرهم والله ما وجدنا هذا حتى ظننا أنا لن نجده وما نصنع بعيش خير من
هذا وقالت طائفة وهم أقلهم ألم تعطوا هذا الرجل عهودكم ومواثيقكم بالله أن
لا تعصوه شيئا وقد صدقكم في أول حديثه فوالله ليصدقنكم في آخره فراح فيمن
اتبعه وتخلف بقيتهم فبدرهم عدو فأصبحوا بين أسير وقتيل (1)
ومثال آخر لتنعم الناس بالدنيا ثم تفجعهم على فراقها اعلم أن مثل الناس
فيما أعطوا من الدنيا مثل رجل هيأ دارا وزينها وهو يدعو إلى داره على
الترتيب قوما واحدا بعد واحد فدخل واحد داره فقدم إليه طبق ذهب عليه بخور
ورياحين ليشمه ويتركه لمن يلحقه لا ليتملكه ويأخذه فجهل رسمه وظن أنه قد
وهب ذلك فتعلق به قلبه لما ظن أنه له فلما استرجع منه ضجر وتفجع ومن كان
عالما برسمه انتفع به وشكره ورده بطيب قلب
وانشراح صدر وكذلك من عرف سنة الله في الدنيا علم أنها دار ضيافة سبلت
على المجتازين لا على المقيمين ليتزودوا منها وينتفعوا بما فيها كما ينتفع
المسافرون بالعواري ولا يصرفون إليها كل قلوبهم حتى تعظم مصيبتهم عند
فراقها
فهذه أمثلة الدنيا وآفاتها وغوائلها نسأل الله تعالى اللطيف الخبير حسن
العون بكرمه وحلمه
Türkçe Tercüme
Dünyanın Özelliklerinin Örneklerle Açıklanması
Kimi kişi ormanları yerinden oynatıp geminin iskele yerini unutmuş, bahçe ve gezinti yerlerinde o kadar uzaklaşmış ki, gemici çağrısını işitseyse bile meyveleri yemeye ve o güzel kokularını teneffüs etmeye, ağaçlar arasını dolaşmaya meşgul olduğu için yanına çıkmaz. Oysa korkusu hiç kesilmez — vahşi hayvanlardan, çukur ve kötülüklerden; elbisesine yapışan dikenleri, bedenini yaralayan yaprakları, ayağına giren dikenleri, kendisini dehşete düşüren ses uğultularını, elbisesini yırtıp namusu ortaya koyan çalıları daima duymaktadır. Bunlar da dönmek isteseler dönüş yolunu kapamıştır. Nihayet gemi halkının çağrısına ulaşınca, beraberinde getirdikleriyle ağır adımlarla dönerken, gemide yer bulamamış, kıyıda kalıp açlıktan ölmüştür. Bazıları ise çağrıyı işitmemiş, gemi yelken açmış — onlardan kimine vahşi hayvanlar saldırmış, kimine yol kaybolup başını kaybetmiş, kimine bataklıklar mezar olmuş, kimine yılanlar hücum etmiş; sonunda dağıldıkları gibi kokuş kokmayan cesetler halinde bırakılmışlardır.
Topladığı çiçek ve taşlarla gemiye ulaşan kimse ise esir edilmiş, onları koruma endişesi ve kaybetme korkusu onun gönlünü tıkamıştır. Dar bir mekânda onları tutması gerekince, az sonra o çiçekler solup, o renkler solmuş, taşlar kötü koku yayılmaya başlamıştır. Dar bulunduğu halde zarar veren, iğrenç kokan şey haline gelince, kurtulmak için başka çaresi kalmayıp bunları denize atmıştır. Oysa yediği kısımları vücudunda bırakmış olduğundan, hastalık belirtileriyle vatana varamaz durum olanı. Kimi yakında dönüş yapanı mekân daralığı dışında hiçbir zarardan kurtarmıştır, biraz daralmış durumda kalsa da vatanal ulaştığında rahatlamıştır. Erkenden dönüş yapanı ise geniş mekân ve sağlıklı bir dönüş bulmuştur.
İşte bu, dünyadaki insanların acil arzularında meşgul olmalarının, geldiği ve gideceği kaynağını unutmalarının, sonuçlarından gafil olmalarının misalidir. Ne kadar berbat ki, kendisini bilge ve akıllı zanneden kimse, yeryüzünün taşları — altın ve gümüşü, bitkilerin saman dönemini — dünyanın ziynetini kandırdı diye söylesin. Bunlardan hiçbiri ölüm anında ona maiyyet etmez; bilakis onun için ağır yük olur. Hali bugün olsa da, tasası ve korkusuyla onu meşguldür. Bu hâl, Allah'ın (azze ve celle) muhafaza etmedikçe bütün kulların hâlidir.
Dünyadaki insanların çokluk peşinde koşması ve imanlarının zayıflığı konusunda bir başka misâl:
Hasen (rahimehullâh)'tan bize rivayet edildi: Resûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) sahabelerine şöyle söylemiştir: "Benim, sizin ve dünyanın misâli, toz duman içinde bir çöl yoluna giren bir kafiledir. Hangi kadarını geçtiklerini, hangisinin kaldığını bilmeyecek kadar ilerlemişlerdir ki, yiyecekleri bitmemiş, hayvanları zayıf düşmüş, çöl ortasında yiyecek de taşıt da olmaksızın kalmışlardır. Hepsi telef olacaklarından emin hale gelmişlerdir. İşte bu sırada, başından damla damla su damlayan temiz bir giysiye bürünmüş bir adam ortaya çıkar. Kafile 'Bak, medeniyete yakın zamanda ayrılan biri!' der, 'Buraya yakından gelememiştir.' Adam yanlarına varıp 'Vay sizler!' diye seslenir. Onlar 'Vay, o kişi!' diye cevap verirler. Adam 'Nedir bu hâliniz?' diye sorar. Onlar 'Gördüğün gibi!' derler. Adam 'Sizi tatlı su ve yeşil bahçelere götürsem ne yaparsınız?' diye sorar. Onlar 'Hiçbir şeyde sana isyan etmeyiz' derler. Adam 'Allah'ın adıyla bana söz ve ahit verin' der. Onlar da Allah'ın adıyla ona hiçbir şeyde isyan etmeyeceklerine söz ve ahit verirler. Adam onları tatlı su ve yeşil bahçelere götürür. Dilediği kadar orada kalırlar. Sonra adam 'Vay sizler!' diye çağırır. Onlar 'Vay, o kişi!' diye cevap verirler. Adam 'Yola çıkış vakti geldi' der. Onlar 'Nereye?' derler. Adam 'Sizin suyunuz gibi olmayan suya, sizin bahçeleriniz gibi olmayan bahçelere' der. Çoğunluğu 'Allah'a yemin olsun, bunu bulana kadar kendimizi hüsrana uğramış zannettik. Bundan daha iyi bir yaşamdan ne alırız?' derler. Azınlığın bir grubu ise 'Bu adama Allah'ın adıyla söz ve ahit vermediniz mi, ona isyan etmeyeceğinize? O sözüne ilk sözünde sadık çıktı. Allah'a yemin olsun, sonunda da sadık çıkacak!' der. Sonra kendisine uyanlarla yola çıkar, geride kalanlar ise kalırlar. Bir düşman onlara saldırıp sabah oldukça, kimisi esir, kimisi öldürülmüş olur."
Dünyadaki insanların nimet içinde yaşaması ardından ayrılışta acı çekmesi konusunda bir başka misâl:
Bilin ki, insanların dünyadaki verdiklerine misâli, bir adam gibidir ki, bir evi hazırlamış, onu süslemişş, birer birer konuklarını çağırır ve onları ev içine alır. Her gelen konağa altından bir tabak sunar; üzerinde buhur ve çiçekler vardır. Konuğa 'Bunları kokla ve kendinden sonraki konağa bırak, senin malı
Yapay zekâ destekli tercümedir; ilmî çalışmalar için aslına başvurunuz.