(تغرير أبي جهل والحارث بعياش) :
(Ebu Cehil ve Haris'in Ayyaş'ı aldatması):
فلما قدمنا المدينة نزلنا في بني عمرو بن عوف بقباء، وخرج أبو جهل بن
هشام
والحارث بن هشام إلى عياش بن أبي ربيعة، وكان ابن عمهما وأخاهما لأمهما،
حتى قدما علينا المدينة، ورسول الله صلى الله عليه وسلم بمكة، فكلماه
وقالا:
إن أمك قد نذرت أن لا يمس رأسها مشط حتى تراك، ولا تستظل من شمس حتى
تراك، فرق لها، فقلت له: يا عياش، إنه والله إن يريدك القوم إلا ليفتنوك عن
دينك فاحذرهم، فو الله لو قد آذى أمك القمل لامتشطت، ولو قد اشتد عليها حر
مكة لاستظلت. قال: فقال: أبر قسم أمي، ولي هنالك مال فآخذه.
قال: فقلت: والله إنك لتعلم أني لمن أكثر قريش مالا، فلك نصف مالي ولا
تذهب معهما. قال: فأبى علي إلا أن يخرج معهما، فلما أبى إلا ذلك، قال:
قلت له: أما إذ قد فعلت ما فعلت، فخذ ناقتي هذه، فإنها ناقة نجيبة ذلول،
فالزم ظهرها، فإن رابك من القوم ريب، فانج عليها.
فخرج عليها معهما، حتى إذا كانوا ببعض الطريق، قال له أبو جهل: يا بن
أخي، والله لقد استغلظت بعيري هذا، أفلا تعقبني على ناقتك هذه؟ قال: بلى.
قال: فأناخ، وأناخا ليتحول عليها، فلما استووا بالأرض عدوا عليه، فأوثقاه
وربطاه، ثم دخلا به مكة، وفتناه فافتتن.
قال ابن إسحاق: فحدثني به بعض آل عياش بن أبي ربيعة: أنهما حين دخلا به
مكة دخلا به نهارا موثقا، ثم قالا: يا أهل مكة، هكذا فافعلوا بسفهائكم، كما
فعلنا بسفيهنا هذا.
Türkçe Tercüme
(Ebu Cehil ve Hâris'in Ayyaş'ı Kandırması):
Medine'ye vardığımızda Kuba'da Benî Amr b. Avf'ın yanına indik. Ebu Cehil b. Hişam ile Hâris b. Hişam, Ayyaş b. Ebî Rabîa'nın yanına gittiler -ki o ikisinin hem amcaoğlu hem de anne bir kardeşiydi- ve Medine'ye, bize kadar geldiler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem o sırada Mekke'deydi. Onunla konuştular ve dediler ki: "Annen, seni görmedikçe saçına tarak değdirmemeye ve seni görmedikçe güneşten gölgelenmemeye yemin etti." Bu sözlerle ona acıdılar.
Ben ona dedim ki: "Ey Ayyaş, vallahi bu adamlar seni ancak dininden döndürmek için istiyorlar, onlardan sakın. Vallahi anneni bit rahatsız etse taranırdı, Mekke'nin sıcağı ona ağır gelse gölgelenirdi." O dedi ki: "Annemin yeminini yerine getireceğim, ayrıca orada bir malım var, onu da alırım."
Ben dedim ki: "Vallahi biliyorsun ki ben Kureyş'in en malca zengin olanlarındanım, malımın yarısı senin olsun, yeter ki onlarla gitme." Ama o, onlarla çıkmaktan başka bir şeye razı olmadı. O bunda ısrar edince ona dedim ki: "Madem yaptığını yaptın, şu devemi al, çünkü o soylu ve uysal bir devedir, sırtından ayrılma; onlardan bir kuşku duyarsan üzerinde kaç kurtul."
Bunun üzerine o deveyle birlikte onlarla yola çıktı. Yolun bir yerine vardıklarında Ebu Cehil ona dedi ki: "Ey kardeşimin oğlu, vallahi şu devem yorgunluktan kabalaştı, bana şu deveni verip nöbetleşe binmez misin?" O da "olur" dedi. Devesini çöktürdü, onlar da çöktürdüler ki üzerine geçsin. Yere indiklerinde ona saldırdılar, onu bağlayıp sıkıca sardılar, sonra onu Mekke'ye götürdüler ve onu fitneye düşürdüler, o da fitneye düştü (dininden döndü).
İbn İshak dedi ki: Bana Ayyaş b. Ebî Rabîa'nın ailesinden biri şöyle anlattı: Onu Mekke'ye götürdüklerinde gündüz vakti bağlı olarak götürdüler, sonra dediler ki: "Ey Mekke halkı, akılsızlarınıza böyle yapın, bizim şu akılsızımıza yaptığımız gibi."
Yapay zekâ destekli tercümedir; ilmî çalışmalar için aslına başvurunuz.