KURAN KATİBİ
← es-Sîretü'n-Nebeviyye

(شعر ابن الزبعرى في يوم أحد) :

İbnü'z-Zibarâ'nın Uhud günü söylediği şiir:

قال ابن إسحاق: وقال عبد الله بن الزبعرى في يوم أحد، يبكي القتلى :

ألا ذرفت من مقلتيك دموع ... وقد بان من حبل الشباب قطوع

وشط بمن تهوى المزار وفرقت ... نوى الحي دار بالحبيب فجوع

وليس لما ولى على ذي حرارة ... وإن طال تذراف الدموع رجوع

فذر ذا ولكن هل أتى أم مالك ... أحاديث قومي والحديث يشيع

ومجنبنا جردا إلى أهل يثرب ... عناجيج منها متلد ونزيع

عشية سرنا في لهام يقودنا ... ضرور الأعادي للصديق نفوع

نشد علينا كل زغف كأنها ... غدير بضوج الواديين نقيع

فلما رأونا خالطتهم مهابة ... وعاينهم أمر هناك فظيع

وودوا لو أن الأرض ينشق ظهرها ... بهم وصبور القوم ثم جزوع

وقد عريت بيض كأن وميضها ... حريق ترقى في الآباء سريع

بأيماننا نعلو بها كل هامة ... ومنها سمام للعدو ذريع

فغادرن قتلى الأوس غاصبة بهم ... ضباع وطير يعتفين وقوع

وجمع بني النجار في كل تلعة ... بأبدانهم من وقعهن نجيع

ولولا علو الشعب غادرن أحمدا ... ولكن علا والسمهري شروع

كما غادرت في الكر حمزة ثاويا ... وفي صدره ماضي الشباة وقيع

ونعمان قد غادرن تحت لوائه ... على لحمه طير يجفن وقوع

بأحد وأرماح الكماة يردنهم ... كما غال أشطان الدلاء نزوع

Türkçe Tercüme

İbn İshak dedi ki: Abdullah b. Zibara, Uhud gününde öldürülenlere ağıt yakarak şöyle dedi:

Gözlerinden yaşlar boşandı, gençlik ipinden bir kopuş belirdi artık. Sevdiğin kişiyle buluşma yeri uzaklaştı, kabilenin göçü sevgiliyle olan yurdu ayırdı, acı verdi.

Geçip gidene karşı yürekte ne kadar ateş olsa da, gözyaşları ne kadar uzun akıtılsa da bir geri dönüş yok.

Bunu bırak da, Ümmü Malik'e ulaştı mı acaba kavmimin haberleri; zira haber yayılmakta.

Yesrib halkına doğru sürdüğümüz o yağız ve doru atları, bir kısmı eskiden bize aitti, bir kısmı da yeni katılmıştı.

O akşam sık ağaçlıklar arasında yürüdük, bizi düşmanlara karşı zararlı, dosta ise faydalı olan biri yönlendiriyordu.

Üzerimize öyle sıkı zırhlar giydik ki, sanki iki vadinin kıvrımındaki durgun bir gölet gibiydiler.

Bizi gördüklerinde onları bir korku sardı, orada gördükleri şey pek dehşetliydi.

Yer yarılıp da kendilerini yutsun isterlerdi; kavmin sabırlısı bile sonunda dayanamayıp feryat etti.

Öyle çıplak kılıçlar çekildi ki, parıltıları babalar (soylar) arasında hızla yayılan bir yangın gibiydi.

Sağ ellerimizle onunla her başı yükseltiyorduk, bir kısmıyla da düşmana ölümcül darbeler indiriyorduk.

Evs kabilesinin ölülerini geride bıraktık; sırtlanlar üzerlerine üşüştü, kargalar ve leş kuşları etraflarında dönüp durdu.

Neccaroğulları'nın topluluğu her vadide bedenleriyle serilmişti, kılıç darbelerinden kanları akıyordu.

Eğer geçit yüksek olmasaydı, Ahmed'i de orada bırakırlardı; fakat o yükseğe çıktı ve mızrak ona doğru uzandı.

Tıpkı savaşın kızıştığı anda Hamza'yı yere serdikleri gibi; göğsünde keskin bir mızrak ucu saplı kalmıştı.

Numan'ı da sancağının altında bıraktılar, eti üzerinde kanatlarını çırpan kuşlar dönüp duruyordu.

Uhud'da, yiğitlerin mızrakları onları tıpkı kova iplerinin çekilip çıkarılması gibi (canlarını) söküp alıyordu.

Yapay zekâ destekli tercümedir; ilmî çalışmalar için aslına başvurunuz.