20. Hudeybiye Antlaşması (628)
Hicretin altıncı yılında Efendimiz rüyasında ashabıyla güven içinde Kabe'yi tavaf ettiğini gördü ve bin dört yüz sahabiyle, yanlarında yalnız yolcu silahı ve kurbanlıklarla umre için yola çıktı. Kureyş, Müslümanları Mekke'ye sokmamaya yemin etti. Efendimiz Hudeybiye'de konakladı; niyetinin savaş değil ziyaret olduğunu bildirmek için Osman bin Affan'ı elçi gönderdi. Osman'ın şehit edildiği söylentisi yayılınca Efendimiz, bir ağacın altında ashabından ölümüne savaş biatı aldı; Kur'an'ın Rıdvan Biatı diye ölümsüzleştirdiği bu bağlılık Kureyş'i telaşlandırdı, Osman'ın sağ olduğu anlaşıldı ve masaya oturuldu.
Antlaşma şartları görünüşte hep Müslümanların aleyhineydi: O yıl umre yapılmadan dönülecek, Mekke'den Müslüman olup gelenler iade edilecek ama Medine'den Mekke'ye kaçanlar iade edilmeyecek, on yıl savaş yapılmayacak, kabileler istedikleri tarafla ittifak kurabilecekti. Yazım sırasında Kureyş elçisi 'Rahman Rahim' ve 'Resulullah' ifadelerine dahi itiraz etti; Efendimiz, Ali'nin silmeye kıyamadığı 'Resulullah' kelimesini kendi eliyle sildirdi. Ömer gibi yiğitlerin dahi hazmetmekte zorlandığı bu şartlara sabreden Efendimiz dönüş yolunda inen Fetih Suresi'ni okudu: 'Biz sana apaçık bir fetih verdik.'
Gerçekten öyle oldu. Savaş kaygısı kalkınca kabilelerle serbestçe görüşüldü; iki yılda Müslüman olanların sayısı, önceki on dokuz yılın toplamını aştı. Halid bin Velid ve Amr bin As gibi kumandanlar bu dönemde İslam'a girdi. Barış ortamında Efendimiz; Bizans, İran, Habeşistan ve Mısır hükümdarlarına elçiler ve mektuplar göndererek daveti krallara ulaştırdı.