18. Uhud Gazvesi (625)
Bedir'in intikamını almaya yeminli Kureyş, hicretin üçüncü yılında üç bin kişilik orduyla Medine'ye yürüdü. Efendimiz şehirde savunma görüşündeydi; ancak Bedir'e katılamamış gençlerin meydan savaşı isteği ağır basınca yedi yüz kişiyle Uhud dağı eteğine çıkıldı. Münafıkların başı Abdullah bin Übeyy, üç yüz adamıyla yoldan geri döndü.
Efendimiz, ordunun arkasını koruyan Ayneyn geçidine elli okçu yerleştirdi ve kesin emir verdi: 'Bizi kuşlar kapsa dahi, ben haber göndermedikçe yerinizden ayrılmayın.' Savaşın ilk safhası parlak bir zaferdi; müşrik ordusu bozulup kaçmaya başladı. Ne var ki okçuların çoğu 'zafer kazanıldı' diye ganimete koşunca, Halid bin Velid komutasındaki müşrik süvarisi boşalan geçitten dolaşıp Müslümanları arkadan vurdu. Zafer bir anda bozguna döndü.
O gün Efendimizin dişi kırıldı, yüzü yaralandı; 'Muhammed öldürüldü' söylentisi yayılınca bir kısım sahabinin eli ayağı çözüldü. Hamza, vahşi bir suikastla şehit edildi; Mus'ab bin Umeyr sancağı bırakmadan can verdi. Yetmiş sahabi şehit oldu. Sahabiler Efendimizin sağ olduğunu görünce etrafında kenetlendi; ordu dağın eteğinde toparlanınca müşrikler işi ileri götüremeden çekildi. Ertesi gün Efendimiz, düşmanın geri dönme ihtimaline karşı yaralı ordusuyla onları Hamraü'l-Esed'e kadar takip ettirerek gözdağı verdi.
Uhud acı ama öğreticiydi: Al-i İmran Suresi'nin altmış küsur ayeti bu imtihanı tahlil eder — zafer, emre itaat ve sebattadır; dünya metaına meyil, en kritik anda bile bedel ödetir.