KURAN KATİBİ
İhyâu Ulûmi'd-Dîn

بيان مظان الحاجة إلى الصبر وأن العبد لا يستغني عنه في حال من الأحوال (3/3)

Sabra ihtiyaç duyulan yerlerin ve kulun hiçbir halde ondan müstağni olamayacağının beyanı (3/3)

إن أحق من عرف حق الله تعالى فيما أخذ منه من عظم حق الله تعالى عنده فيما

أبقاه له واعلم أن الماضي قبلك هو الباقي لك والباقي بعدك هو المأجور فيك

واعلم أن أجر الصابرين به فيما يصابون به أعظم من النعمة عليهم فيما يعافون

منه

فإذن مهما دفع الكراهة بالتفكر في نعمة الله تعالى عليه بالثواب نال درجة

الصابرين نعم من كمال الصبر كتمان المرض والفقر وسائر المصائب وقد قيل من

كنوز البر كتمان المصائب والأوجاع والصدقة فقد ظهر لك بهذه التقسيمات أن

وجوب الصبر عام في جميع الأحوال والأفعال فإن الذي كفى الشهوات كلها واعتزل

وحده لا يستغني عن الصبر على العزلة والانفراد ظاهرا وعن الصبر عن وساوس

الشيطان باطنا فإن اختلاج الخواطر لا يسكن وأكثر جولان الخواطر إنما يكون

في فائت لا تدارك له أو في مستقبل لا بد وأن يحصل منه ما هو مقدر فهو كيفما

كان تضييع زمان وآلة العبد قلبه وبضاعته عمره فإذا غفل القلب في نفس واحد

عن ذكر يستفيد به أنسا بالله تعالى أو عن فكر يستفيد به معرفة بالله تعالى

ليستفيد بالمعرفة محبة الله تعالى فهو مغبون هذا إن كان فكره ووسواسه في

المباحات مقصورا عليه ولا يكون ذلك غالبا بل يتفكر في وجوء الحيل لقضاء

الشهوات إذ لا يزال ينازع كل من تحرك على خلاف غرضه في جميع عمره أو من

يتوهم أنه ينازعه ويخالف أمره أو غرضه بظهور أمارة له منه بل يقدر المخالفة

من أخلص الناس في حبه حتى في أهله وولده ويتوهم مخالفتهم له ثم يتفكر في

كيفية زجرهم وكيفية قهرهم وجوابهم عما يتعللون به في مخالفته ولا يزال في

شغل دائم فللشيطان جندان جند يطير وجند يسير والوسواس عبارة عن حركة جنده

الطيار والشهوة عبارة عن حركة جنده السيار وهذا لأن الشيطان خلق من النار

وخلق الإنسان من صلصال كالفخار والفخار قد اجتمع فيه مع النار الطين والطين

طبيعته السكون والنار طبيعتها الحركة فلا يتصور نار مشتعلة لا تتحرك بل لا

تزال تتحرك بطبعها وقد كلف الملعون المخلوق من النار أن يطمئن عن حركته

ساجدا لما خلق الله من الطين فأبى واستكبر واستعصى وعبر عن سبب استعصائه

بأن قال {خلقتني من نار وخلقته من طين}

فإذن حيث لم يسجد الملعون لأبينا آدم صلوات الله عليه وسلامه فلا ينبغي

أن يطمع في سجوده لأولاده ومهما كف عن القلب وسواسه وعدوانه وطيرانه

وجولانه فقد أظهر انقياده وإذعانه وانقياده بالإذعان سجود منه فهو روح

السجود وإنما وضع الجبهة على الأرض قالبه وعلامته الدالة عليه بالاصطلاح

ولو جعل وضع الجبهة على الأرض علامة استخفاف بالاصطلاح لتصور ذلك كما أن

الانبطاح بين يد المعظم المحترم يرى استخفافا بالعادة فلا ينبغي أن يدهشك

صدف الجوهر عن الجوهر وقالب الروح عن الروح وقشر اللب عن اللب فتكون ممن

قيده عالم الشهادة بالكلية عن عالم الغيب وتحقق أن الشيطان من المنظرين فلا

يتواضع لك بالكف عن الوسواس إلى يوم الدين إلا أن تصبح وهمومك هم واحد

فتشغل قلبك بالله وحده فلا يجد الملعون مجالا فيك فعند ذلك تكون من عباد

الله المخلصين الداخلين في الاستثناء عن سلطنة هذا اللعين

ولا تظنن أنه يخلو عنه قلب فارغ بل هو سيال يجري من ابن آدم مجرى الدم

وسيلانه مثل الهواء في القدح فإنك إن أردت أن يخلو القدح عن الهواء من غير

أن تشغله بالماء أو بغيره فقد طمعت في غير مطمع بل بقدر ما يخلو من الماء

يدخل فيه الهواء لا محالة فكذلك القلب المشغول بفكر مهم في الدين لا يخلو

عن جولان الشيطان وإلا فمن غفل عن الله تعالى ولو في لحظة فليس له في تلك

اللحظة قرين إلا الشيطان ولذلك قال تعالى

{ومن يعش عن ذكر الرحمن نقيض له شيطانا فهو له قرين} وقال صلى الله عليه

وسلم إن الله تعالى يبغض الشاب الفارغ // وهذا لأن الشاب إذا تعطل عن عمل

يشغل باطنه بمباح يستعين به على دينه كان ظاهره فارغا ولم يبق قلبه فارغا

بل يعشش فيه الشيطان ويبيض ويفرخ ثم تزدوج أفراخه أيضا وتبيض مرة أخرى

وتفرخ وهكذا يتوالد نسل الشيطان توالدا أسرع من توالد سائر الحيوانات لأن

طبعه من النار وإذا وجد الحلفاء اليابسة كثر توالده فلا يزال تتوالد النار

من النار ولا تنقطع البتة بل تسري شيئا فشيئا على الاتصال فالشهوة في نفس

الشاب للشيطان كالحلفاء اليابسة للنار وكما لا تبقى النار إذا لم يبق لها

قوت وهو الحطب فلا يبقى للشيطان مجال إذا لم تكن شهوة فإذن إذا تأملت علمت

أن أعدى عدوك شهوتك وهي صفة نفسك ولذلك قال الحسين بن منصور الحلاج حين كان

يصلب وقد سئل عن التصوف ما هو فقال هي نفسك إن لم تشغلها شغلتك

فإذن حقيقة الصبر وكماله الصبر عن كل حركة مذمومة وحركة الباطن أولى

بالصبر عن ذلك وهذا صبر دائم لا يقطعه إلا الموت نسأل الله حسن التوفيق

بمنه وكرمه

Türkçe Tercüme

Allah Teâlâ'nın hakkını en iyi bilenler, kendisinden aldığı şeyler karşısında Allah'ın hakkını tanıdığı kadar, kendisine bıraktığı şeyler karşısında da Allah'ın hakkını tanıması gerekir. Bil ki, senden önce geçip giden şey senin için kalan şeydir; senden sonra kalacak olan şey ise seni ecir ve mükâfatlandırmaktır. Sabredenler sabır gösterdikleri şeyler karşısında aldıkları sevap, esirgendikleri şeyler karşısında onlara verilen nimet kadar değildir, bilakis daha büyüktür.

Eğer ürküntüyü, Allah'ın kendisine olan nimetini ve vermiş olduğu sevabı düşünerek gidersen, sabırıyla ünlülerin derecesine ulaşırsın. Sabırın kemâlundan biri de hastalık, fakirlik ve diğer belâları gizlemektir. Bilgeler, iyiliğin hazineleri arasında belâları, ağrıları saklamakla sadakayı saymışlardır. Bu açıklamalardan anlaşılmıştır ki, sabırın farz oluşu bütün durum ve işlerde genel bir hükümdür.

Şunun biliniz: Bütün şehvetlerini terk edip tek başına izole yaşayan kimse dahi izolasyona ve çekilip kalmaya sabretmekten muhtaç olmaz mı? Aynı zamanda içten Şeytan'ın vesveselerine karşı sabretmekten de muhtaçtır. Zira kalpteki düşüncelerin hareketlenmesi sakinleşmez. Çoğu zaman bu düşüncelerin cولاn'ı, telafisi mümkün olmayan geçmiş veya elbette meydana gelecek olan mukadir şeyler üzerine olur. Her hâlde bu, zamanın ziyan edilmesidir. Kulun aleti kalbî, malı ise ömrüdür. Eğer kalp bir an, Allah Teâlâ'nın zikri sayesinde Allah'a ünsiyet kazanacak veya Allah Teâlâ'yı tanıyacak bir düşünce ile meşgul olmaktan gafil kalırsa, bu ziyan sayılır.

Fakat şayet düşüncesi vesvesesi sadece mübahlar üzerine münhasır ise, bu daima böyle değildir. Çoğu zaman kendi şehvetlerini tatmin etmenin yollarını düşünür. Zira ömrü boyunca, kendisine karşı gelişen veya kendi emrine ve maksadına muhalefet ettiğini zannettiği herkes karşısında çatışır. Hatta sevdiği en tatlı insanlardan dahi muhalefet ihtimali görmekle umulur. Ailesi ve çocuğunda bile bu taksir mevcud olduğunu sanır; sonra bunları nasıl susturur, nasıl eğer ve nasıl cevap verir diye düşünür. Böyle durmaksızın meşgul olur. Şeytan'ın iki ordusu vardır: biri uçan ordu, biri de yürüyen ordudur. Vesvese, uçan ordusunun hareketini; şehvet ise yürüyen ordusunun hareketini ifade eder.

Bunun sebebi şudur: Şeytan ateşten yaratılmıştır; insan ise "bunu çöleçeğe benzer balçıktan" yaratılmıştır. Çöleçekte ateş ile beraber toprak toplanmıştır. Toprağın tabiatı sakinlik, ateşin tabiatı harekettir. İçinde ateş yanıp tutuşan topraktan bahsedilemez; ateş tabiatı gereği daima hareket eder. Melun, ateşten yaratılan varlık, yaratıcısı kendisine, topraktan yaratılan atamız Âdem'e sadece ihtiyaç hissetmediğinden değil, ayrıca silinmeyen bir kütledendir. Saygı göstermesine emredildi, ama o isyan etti, böbürlenedi ve ibadet etmedi. İsyan sebebini de şöyle dile getirdi: "Sen beni ateşten yarattın, onu ise topraktan yarattın."

Melun Âdem'e secde etmediğine göre, hiç onun evladına secde edeceği mi umulmaz? Ne vakit kalbi vesvese, tecavüz, uçuş ve cولاnından koruyup temiz tutarsan, onun teslimiyetini ve boyun eğişini ilan etmiş olursun. İtaati ile teslim olmak bir türlü secde ediştidir. Bu, secdn'un ruhudur. Alın yere koymak kalıbı ve alenî delilidir; eğer kavi olsaydı, anlaşma yoluyla Şeytan'ın başarısızlığı gibi görülürdü. Muhtaç olduğu kimseye huzurunda yatmak da, örfe göre aşağılama sayılır. Bundan dolayı, cevherin cevherden, ruhun kalından, özün kabuğundan geri kalması seni şaşırtmasın. Sakın şahadetin âleminin seni zulmat içinde tamamen alıkoyup gaib âleminden ayırmasına yol açma.

Bilin ki Şeytan, "mühillerin"den biridir. O, senden vesvese vererek, geri bırakarak, kıyamet gününe kadar seni ezmeyecektir. Ancak yalnız bir kaygı ve tasayla kalbin meşgul olursa, o kaygı Allah Teâlâ için olursa, melun meydanı bulamaz. Işte o zaman senin Allah'ın saf kullarından olursun ve bu lanetlinin saltanatından istisnâ edilmiş olanlardan sayılırsın.

Zannedme ki boş bir kalp Şeytan'dan ali olur. Zira kalp, insan oğlundan kan akması gibi aktarsa da, havası bardağa girişi gibidir. Eğer bardağı sudan veya başka bir şeyden doldurmaksızın havadan temizlemek istersen, uyulması imkânsız bir şeye ümit bağlamış olursun. Pakat bardak suyundan boşlaştığı kadar hava zaruraten ona girer. Dinle ilgili mühim bir düşünce ile meşgul kalp de Şeytan'ın cولاnından muaf değildir. Eğer bir insana ruh Tanrı'yı anmaktan kapalı kalırsa, o an, onun tek arkadaşı Şeytan'dır. İşte bu yüzden Allah Teâlâ buyurur: "Kim Rahmân'ın zikrinden yüz çevirirse, biz ona bir şeytan tayin ederiz; o onun arkadaşı olur."

Yapay zekâ destekli tercümedir; ilmî çalışmalar için aslına başvurunuz.