Sunen-i Ibn Mace, 629 numaralı hadis
The Book of Purification and its Sunnah
Esma' bint-i Ebi Bekr-i Sıddik (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Elbisede bulunan hayız kanının hükmü Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e soruldu. O da: «Su döküp, parmak uçları ve tırnaklarla ovalayıp sık ve yıka. Sonra o elbiseyle namaz kıl.» AÇIKLAMA : Hadis, Kütüb-i Sitte sahipleri tarafından az lafız farkıyla ve aynı manayı ifade eder mahiyette rivayet edilmiştir. Buhari ve Müsliın'in rivayetlerinde Esma (r.anha): ''Bir kadın gelerek soru sordu.'' diye ri\'ayete başlar. Şafii'nin Süfyan bin Uyeyne'den, Onun da Haşim'den Onun da Fatime (r.anha)'dan, Onun da Esma (r.anha)'dan rivayet ettiğine göre soru sahibi Esma (r.anha)'dır. El-Hafız İbn-i Hacer el-Askalani'nin Fetihu'l-Bari'de ifade ettiği gibi Esma (r.anha), soru sahibi olduğu halde ismini kapalı tutmuş olabilir. Buhari'nin rivayetinde Nebi (s.a.v.)'e ait hadis kısmı şöyledir: ''Kadın, elbisesini Eliyle ovalar. Sonra üzerine su döküp sıkar. Daha sonra azar azar su döküp yıkar ve onunla namaz kılar." Hadiste geçen; اقرصي fiili ''Kars'' kökünden alınmadır. Nihaye'de: Kars, su döküp parmak uçları ve tırnaklarla ovalamak ve necasetin eseri giderilinceye kadar ovalamaya devam etmektir, denmiştir. Hattabi de: Kars, aslında bir şeyi iki parmakla tutup iyice sıkmaktır, demiştir. Hadisde sıkma ve ovalama emrinin hikmeti, yıkamayı kolaylaştırmaktır. HADİS'TEN ÇIKARILAN FIKIH HÜKÜMLERİ : 1 - Dini hükümleri öğrenmek gerekir. Müracaat edilecek zat'a utanılan şeyler de sorulabilir. 2 - Müracaat edilen zat, soruyu cevaplandırmalıdır. 3 - Kan necistir. Bu hususta icma' vardır. 4 - Necasetin giderilmesi gerekir. Necaset, giderilinceye kadar yıkamaya devam edilir. Bunun için kaç defa su dökülmesi gerekliliği yoktur. Önemli olan, necasetin giderilmesidir. 5 - Namaza duran kişinin elbisesinin temiz olması gerekir. 6 - Necasetin giderilmesi için suyla yıkamak gerekir. NAMAZ İÇİN BAĞIŞLANAN NECAsETİN MİKTARI : El-Ayni, Buhari şerhinde şöyle der: İbn-i Battal: Esma (r.anha)'nın hadisi elbisedeki necasetlerin yıkanması hakkında alimler nezdinde bir kaynaktır. Bu hadis, alimlerce fazla kan'a yorumlanmıştır. Çünkü Allah Teala, kan'ın necisliği için mesfuh, yani akmış olmasını şart koşmuştur. Mesfuh oluşu, akan fazla kan'dan kinayedir. Alimlere göre az kandan afv vardır. Namaza mani değildir. Alimler, kanın azlığı ve çokluğu için değişik ölçüler beyan etmişlerdir. Kufe alimlerine göre, kan ve diğer necasetler için ölçü bir dirhem miktarıdır. Buna göre namaz kılan kimsenin elbisesinde veya namaz kıldığı yerde bir dirhem miktarı, yani el ayası kadar bir necaset bulunursa, namaz sahih olur. Bu miktar az sayılır. Necaset-i ğaliza, bir el ayasından daha geniş bir sahayı kaplamışsa, namaz sahih değildir. Necaset-i ğaliza camid ise; bu miktar bir miskal. yani yirmi kırattan fazla ise namaza mani olur. Daha az ise mani olmaz. Malik'e göre az kan'dan afv vardır. Fakat diğer necasetler az da olsa yıkanması gerekir. İbn-i Veheb'den rivayet edildiğine göre hayız kanı az bile olsa ondan afv yoktur. Diğer necasetler ve çok kan gibi namaza manidir. Hayız kanından başka kan çeşitlerinin azından afv vardır. Az hayız kanının çok kan hükmünde olduğuna dair delil, Nebi (s.a.v.)'in Esma (r.anha)'ya: ''(Hayız kanını) Su döküp parmak uçları ve tırnaklarla ovala sık ve yıka ... şeklinde buyurduğu emridir. Bu emri verirken az kan ile çok kan arasında bir ayırım yapmamış, kan miktarını sormamış, bir dirhem miktarı veya daha az bir ölçü ile sınırlandırmamıştır. El-Ayni, İbn-i Veheb'in bu görüşüne karşılık Aişe (r.anha)'dan rivayet olunan şu mealdeki hadisi delil göstermiştir: ''Hiç birimizin birden fazla elbisesi yoktu. Onda hayız adetini görürdü. Az bir kan o elbiseye dokunursa tükürüğü ile onu ıslatır. sonra tükürüğüyle parmakları arasında ovarak sıkardı.'' Bu hadisi Ebu Davud ve Buhari tahric etmişlerdir. Beyhaki: Aişe (r.anha)'nın bu hadisi, af olunan azıcık kan hakkındadır. fazla kan hakkında ise Aişe (r.anha)'dan sahih rivayetle sabit olmuştur ki, kendisi onu güzelce yıkardı. Şu halde az necaset ile çok necaset arasında bir fark vardır. Şafii mezhebine göre necaset çeşitterinden şunlardan af vardır: Taşla istinca edildiği takdirde, kalan necaset eseri, kesinlikle necis olduğu bilinen ve sakınılması güç olan sokak çamuru, çok bile olsa pire kanı, sinek pisliği, sivilcelerden çıkan kan, hacamet, neşter, yara ve çıbanlardan gelen kan ve başkasının az kanı, namaza duranın elbisesine dokunursa namaz sahihtir. Yaradan çıkan irin ve su da kan hükmündedir. Fakat hayız kanı sidik hükmündedir. Azından bile af yoktur. Geniş bilgi için fıkıh kitapları önerilir
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 630 numaralı hadis
The Book of Purification and its Sunnah
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcesi Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Şüphesiz birimiz hayız adetini görürdü, sonra temizlenince elbisesine dokunan hayız kanını su döküp parmak uçları ve tırnaklarla ovalayıp sıkarak yıkardı. Elbisenin kan dokunmayan kısmını da azar azar su döküp yıkardı. Sonra o elbiseyle namaz kılardı
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 631 numaralı hadis
The Book of Purification and its Sunnah
Aişe (r.anha)'dnn rivayet edildiğine göre; Bir kadın, kendisine : Hayızlı kadın'ın (hayızdan temizlendikten sonra hayız zamanında kılmadığı) namazı kaza etmesi gerekir mi? diye sormuş, Aişe (r.anha): Sen Haruriyye misin? Biz Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanında hayız adetini görürdük, sonra (temizlenince) ğuslederdik. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namazı kaza etmemizi bize emretmezdi, diye cevap vermiştir. Diğer tahric: Buhari, Müslim, Nesai ve Ebu Davud ve Tirmizi. AÇIKLAMA : Tirmizi hadisin hasen - sahih olduğunu bildirmiştir. Aişe (r.anha)'ya soru soran kadın'ın ismi burada bildirilmemiştir. Buhari'nin bir rivayetinde kadının Muaze bint-i Abdillah El-Adeviyye olduğu belirtilmiştir. Haruriye kelimesi, Kufe'ye iki MİL mesafedeki Harura köyüne nisbet edilen bir kelimedir. Hariciler ilk olarak bu köyde toplandıkları için onlara Haruriye ismi verilmiştir. Hariciler, dinde çok taassup ederek çirkin dalaletlere sapmıştır. Sapıklıkları cümlesinden olarak hayız adetinde kılınmayan namazların bilahare kaza edilmesinin gerekli olduğunu iddia ederler. Hadislere inanmazlar. Aişe (r.anha) , bu kadın hayızda kılınmayan namazıarın kaza edilmesinin gerekliliğini sorunca: Sen haruriyye'den misin? diye sormuştur. Kadın, başka bir rivayete göre Hz. Aişe (r.anha)'ya şöyle sormuştur: Hayız gören kadın niçin orucunu kaza eder de namazını kaza etmez. Şer'i hükmü inkar eder gibi soru yöneltilmesinden şüphelenen Aişe (r.anha): Sen Haruriyye misin? diye taaesubunu beyan buyurmuştur. Bir rivayete göre kadın: Hayır. Ben Haruriyye değilim. Lakin, ben şer'i hükmü öğrenmek için sordum, demiştir. Aişe (r.anha) "Biz ... " demekle Nebi (s.a.v.)'in hanımlarını kasdetmiştir. Hadis, hayız adetini gören kadının temizlendikten sonra hayız günlerinde kılmadığı namazları kılmakla mükellef olmadığına delalet eder. Bu hususta icma' vardır. Yalnız Hariciler'den bir taife, namaz'ın kaza edilmesinin gerekli olduğunu söylemiştir. EI-Menhel yazarı, Nevevi'nin Mühezzeb şerhinde şöyle deliğini nakletmiştir: 'Bizim mezhebimiz ve: Selef ile halef alimlerinin cumhurunun mezhebine göre hayız gören kadın namaz kılmakla mükellef olmadığı gibi abdest almak, tesbih veya zikir yapmakla da mükellef değildir. Evzai, Malik, Sevri, Ebu Hanife ve arkadaşları böyle hükmeden alimlerdendirler. Hasan-i Basri ve Ebu Ca'fer'den rivayet edildiğine göre bu iki zat, hayızlı kadının abdest alıp tesbih ve zikir etmelerini istemişlerdir. Onlar, bu isteyişleri müstahablık anlamına yorumlamışlardır Tesbihin müstahablığı hususu için hiç bir mesned olmamakla beraber mahzuru da yoktur. Fakat abdest alması, bizce ve cumhurca sahih değildir. Bilakis kadın bu abdestle bir nevi ibadet maksadını güderse bununla günaha girer. Orucun kazası gerekirken namazın kaza edilmemesinin hikmeti açıktır. Çünkü oruç, yılda bir aydır. Fakat namaz yıl boyunca devam eder. Bunun kazasının vücubu güçlüğe ve meşakkate yol açar. Bunun için kadın, namazın kazasından muaf tutulmuştur
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 632 numaralı hadis
The Book of Purification and its Sunnah
Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana şöyle buyurdu : «Humreyi Mescidden bana ver.» Ben: Hayız halindeyim, dedim. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Senin hayız (kan)'ın senin elinde değildir.» Diğer tahric: Müslim, Beyhaki, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai ve Ahmed AÇIKLAMA : Tirmizi, hadisin hasen olduğunu söylemiştir. Humre: Hurma çöpleri ve benzeri bitkilerden örülmüş küçücük hasıra denir. Secde için baş hizasında yere serilir, üzerine secde edilir. Yeri örttüğü için, yahut hurma çöpleri dikiş yerlerini örttüğü için ona bu isim verilmiştir. Hattabi: Humre, küçük seccade demektir, demiştir. ''Humre'yi mescid'den bana ver." cümlesi iki şekilde açıklanabilir: 1 - Nebi {s.a.v.), mesciddeydi ve Aişe (r.anha) kendi odasındaydı. Nebi (s.a.v.) ondan humre istemiş, Aişe (r.anha) hayızlı olduğu için vücudu mescid dışında bulunmakla beraber, yalnız elini mescidin içerisine uzatmasının sakıncalı olacağını sanmıştır. Bu ihtimale göre hadisin manası şudur: Nebi (s.a.v.), mescid'den, yani mescidde iken, mescidin dışında bulunan humreyi istemiş ve Aişe (r.anha)'nın, eliyle bunu kendisine doğru uzatmasını istemiştir. Aişe (r.anha) hayızlı haliyle, elini mescid'in içine uzatmasının sakıncalı olduğunu sandığı için: ''Ben hayız halindeyim'' demekle özürünü hatırlatmış; Resul-i Ekrem {s.a.v.l de elini mescide uzatmasının sakıncalı olmadığını beyan için: ''Senin hayızın senin elinde değildir.'' buyurmuştur. Buna göre; من المسجد kelimeleri قَالَ fiiline taalluk eder. 2 - Hattabi ve imamların ekserisine göre; من المسجد kelimeleri; NAVELENİ fiiline taalluk eder. Babın başlık kısmına ve hadisin zahirine uygun olanı da budur. Çünkü mescidden münavele (vermek), ehli mescide sormakla mümkündür. Nebi (s.a.v.)'in: ''Senin hayız'ın senin elinde değildir.'' buyruğu da buna delalet eder. Bu yorum şekline göre Nebi (s.a.v.) mescidin dışında, humre mescidin içinde fakat kapısına çok yakındı. Aişe (r.anha) odasında bulunuyordu. Odasından elini mescide uzatmakla humreyi alabiliyordu. Nebi (s.a.v.) ona elini mescid'in içerisine uzatıp humreyi çıkarmasını emretmiş, Aişe (r.anha) özürünü hatırlatmış, Nebi (s.a.v.l de elinin hayızlı olmadığını yani mescide uzatmasının sakıncalı olmadığını beyan buyurmuştur. İbn-i Hacer: من المسجد kelimeleri; NAVELENİ fiiline mutaallaiktir. Maksadın şu olduğu muhtemeldir: Nebi (s.a.v.), Aişe (r.anha)'ya: ''Mescidde durmadan ve dolaşmadan humreyi bana vermek için mescide gir.'' demek istemiş olabilir. Çünkü hayızlı kadının mescidi kirletmekten emin olduğu zaman durmadan ve dolaşmadan mescid'e girip çıkması caizdir. Şöyle de yorumlanabilir: ''Sen mescidin dışında olduğun halde, elini mescide sokup humreyi al, sonra bana ver.'' Bu hareket, haliyle caizdir. Bırınci yorum şekline göre kelimelerin taalluku caizse de uzak ihtimaldir.'' Kadi İyad'ın birinci şekle göre yorum yapmasının sebebi, Müslim ve Nesai'nin Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet ettikleri şu mealdeki hadistir: 'Resulullah (s.a.v.) mescidde iken bir ara: ''Ya Aişe! Bana elbise ver'' buyurdu. Aişe (r.anha) da: Ben namaz kılmıyorum. dedi. Bunun üzerine Nebi (s.a.v.) Ona: ''O (hayız) senin elinde değildir.'' buyurdu. Aişe (r.anha) dA elbiseyi Nebi (s.a.v.)'e uzattı.'' Hattabi, Ebu Hureyre (r.a.)'in hadisi ile Aişe (r.anha)'nın hadisini bir olayla ilgili olarak yorumladığı için yukarıda belirtilen birinci yorumu seçmiştir. Halbuki olayın taaddüdü açıktır. (Çünkü birisinde elbise, diğerinde humre isteniyor.) Hadiste geçen; حيضتك kelimesi ''Hayzatuki'' ve ''Hiyazatuki'' diye okunabilir. Hayzat, bir defalık kan demektir. Hizat ise hayızlı kadının kendisi için helal olmayan şeylerden uzak durması halidir. Sahih ve meşhur rivayete göre Nevevi'nin de dediği gibi bu kelime ''Hayzat'' okunur. Mana bakımından münasip olanı da budur. Çünkü kan çıkması ve akması el organında degildir. Fakat hayız hali bütün vücud organlarında ve bu arada elde de bulunur. Nitekim hayızlı kadın Kur'an-ı elleyemez. Hattabi: 'Hadisçiler bu kelimenin ''Hayzat'' olduğunu söylemişler ise de hatadır. Doğrusu ''Hizat'' tır, demiştir. Kadi İyad, Hattabi'nin sözünü kabul etmemiş ve: ''Doğrusu hadisçilerin dediğidir. Çünkü bu kelimeyle kan kasdedilmiştir. Zira Nebi (s.a.v.) : '' ... senin elinde değildir.'' buyurmuştur. Bunun manası şudur: 'Mescidlerin korunması gerekli olan necaset -ki hayız kanıdır - senin elinde değildir''' demiştir. Nevevi: Hadisçilerin tercih ettikleri şık, açık olanıdır. Hattabi'nin savunduğu şıkkın da uygunluğu vardır, demiştir. C EI-Menhel yazarı: Nevevi'nin işaret ettiği uygunluk şudur, demiştir: ''Aişe (r.anha) mescidin korunması gerekli olan hayız necasetinin eline bulaşmadığını biliyordu. Hayızdan dolayı bütün vücuduna arız olan halin elinde de bulunduğunu bildiği için elini mescide sokmaktan çekinmiştir. Bu bilgiden başka onu çekindiren hiç bir neden yoktu. Aişe (r.anha)'nın çekinme nedeni dolayısıyla Nebi (s.a.v.) şöyle cevap vermek istemiştir: 'Hayızlık hali Aişe (r.anha)'ya vücudunun tümü itibariyle peyda olmuş; vücudunun parçaları itibariyle değil'. Nitekim falanın eli hayızlıdır. denmez ki, mescide uzatılması yasaklansın.'' HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1- Hayızlı kadın, elini mescide sokup ondan bir şey alabilir. 2- Kadının kocasına hizmet etmesi meşrudur. 3- Hattabi: Hadiste şu fıkıh hükmü de vardır, demiştir: Eve, mescide veya benzeri bir yere girmemek için yemin eden kişi, elini veya vücudunun bir kısmını o yere sokunca yeminini bozmuş olmaz. Bütün vücudunu sokunca yeminini bozmuş olur
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 633 numaralı hadis
The Book of Purification and its Sunnah
Aişe (r.anha)'dan; şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (mescidde) itikafta iken ve ben (odamda) hayızlı iken mübarek başını bana doğru uzatırdı. Ben de başını yıkar ve tarardım. AÇIKLAMA : Bu hadisi Buhari, Malik. Müslim. Ebu Davud ve Tirmizi de biraz Iafız farkıyla rivayet etmişlerdir. Rivayetlerin bir kısmında Aişe (r.anha) kendisinin hayızlı olduğunu belirtmemiştir. Nebi (s.a.v.)'in zevcelerinin her birisine mahsus olan hücre (ada) lerin kapıları Mescid-i Şerif'e açılırdı. Bu tarife göre Nebi (s.a.v.), Aişe (r.anha)'nın hücresine bitişik, mescidin bir köşesinde itikaf buyurmuştur. Bu hadis, Buhari'de daha uzundur. Urve b. Zübeyr (r.a.)'e biri: 'Hayızlı kadının bana hizmet etmesi yahut bu kadının cünüp iken yanıma gelmesi caiz midir? diye sormuş. O da şöyle cevap vermiştir: ''Bence hepsi caiz. Hayızlı olan da, cünüb olan da bana hizmet eder. Bundan ötürü taraflar için bir sakınca yoktur. Aişe (r.anha) bana dediğine göre kendisi hayızlı iken ... '' HADİS'TEN ÇIKARILAN FIKIH HÜKÜMLERİ : 1- İtikafa giren kişi, mescidden ayrılmamalıdır. 2- Bedeninin bir kısmını mescidden çıkarmasında zarar yoktur. 3- İtikaftaki adam'ın başını yıkaması ve taraması caizdir. Saç traşı, koltuk altı yolunması, tırnakların kesilmesi ve bedenin temizletilmesi, hadisteki baş yıkama ve saç tarama hükmüne eklenebilir. 4- Hayızlı kadının bedeni necis sayılmaz
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 634 numaralı hadis
The Book of Purification and its Sunnah
Aişe (r.anha)'dan: şöyle demiştir : Ben, hayzlıyken Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mübarek başını kucağıma koyar, Kur'an okurdu." Diğer tahric: Buhari, Müslim, Nesai ve Ebu Davud AÇIKLAMA : Buhari ve M ü s i rm ' in rivayetinde: "Nebi CSallallahü Aleyhi ve Sellerİı)~ını cağıma yaslardı" tabiri kullanılmıştır. Bu hadis, hayızlı kadına yaslanarak Kur'an okumanın caizliğine, hayızlı kadının yakınında oturmanın caizliğine ve hayızlı kadının şahsı ile elbisesinin temizliğine delalet eder. Bir necasetin kadından yanındakine bulaşması halinde yanaşmak caiz değildir
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 635 numaralı hadis
The Book of Purification and its Sunnah
Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre şöyle deniştir: Biz'den birisi hayızlı olduğu zaman Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona; hayızmın şiddetli zamanında izar kuşanmasını emreder, sonra ona mübaşeret ederdi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nefsine hakim olduğu gibi hanginiz nefsine hakim olabilir? Kütüb-i Sitte sahiplerinin hepsi bu hadisi rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA : Hadiste geçen bazı kelimeleri açıklayalım: Fevr: Bir şeyin başlangıcı, şiddeti ve çoğu anlamına gelir. Burada ''Hayzın Fevri'' ile kanın en çok ve en şiddetli akması kasdedilmiştir. Bazı rivayetlerde; FEVRİ HAYDETİHA yerine; FEVH HAYDETİHA bulunur, aynı manayı ifade eder. İrb: Bu kelime iki manaya muhtemeldir. Birisi ihtiyaç anlamıdır, İrb, Ereb, İrbe ve Me'rebe kelimelerinin hepsi aynı manada kullanılır. ''irb''in bir ikinci manası organdır. Ve tenasül uzvundan kinayedir. Nihaye'de beyan edildiğine göre hadisçilerin bir kısmı da hadiste geçen kelimeyi ''irb'' olarak rivayet etmişlerse de hadisçilerin ekserisi ''Ereb'' olarak rivayet etmişler ve bununla ihtiyaç anlamını kasdetmişlerdir. Hattabi, ''Ereb'' rivayetini tercih etmiş ve ''irb'' rivayetini inkar ederek, böyle söyleyenleri kınamıştır. El-Ubbi: ''irb'' tenasül organı ile ihtiyaç anlamlarına gelebilir. Hattabi tenasül organı anlamında kullanılması nedeniyle ''irb'' rivayetini reddedip böyle söyleyenleri kınamıştır. Halbuki ''irb'' kelimesi Hattabi'nin tasvip ettiği ''Ereb'' kelimesi gibi ihtiyaç .anlamını da ifade eder. ''irb'' rivayeti, cinsi münasebet şehvetinden kinaye olduğu için bunda bir tekellüf yoktur.' demiştir. Hadisin bu fıkrasından maksad şudur; Nebi (s.a.v.l bel'den aşağı peştemal gibi bir elbiseyle örtünen zevcesiyle aynı yatakta yattığı halde, yasak olan cinsi münasebette bulunmamaktan emin idi. Nefsine hakimdi. Hanginiz onun gibi nefsine hakim olabilir. Mübaşeret: Teni tene değdirmektir. Cinsi münasebet manasında da kullanılıyor ise de buradaki mübaşeretten maksad, o değil, öpmek, oynaşmak ve benzeri şehvani davranışlardır. İ'tizar: izar giymektir. İzar, göbekten diz kapaklarının altına kadar olan, vücudu örten giyeceğe denir. İzar, eteklik, peştemal, çarşaf ve benzeri şeyler olabilir. Hadis, Nebi (s.a.v.)'in, hayızlı zevceleri izar giydikleri zaman onlara mübaşeret ettiğine delalet eder. Hayızlı kadına mübaşeretin çeşitleri vardır: 1- Cinsi münasebette bulunmak suretiyle olan mübaşerettir. Bu nevi mübaşeret, kitab, sünnet ve icma' ile haram kılınmıştır. Bir müslüman, bunun helal olduğunu itikad ederse kafir olur. Haram olduğuna inandığı halde, bile bile yaparsa büyük bir günah işlemiş olur. Derhal tevbe etmesi ve kefaret vermesi gerekir. Kefaret durumunu 123 nolu babta inşaaIlah anlatacağız. 2- Göbekten yukarı ve diz kapağından aşağı yerlere mübaşerettir. Bu, icma' ile helaldır. Ubeyde Es-Eselmani ve başkasının bu nevi mübaşereti caiz görmemelerine dair yapılan rivayet şayanı kabul değildir, münkerdir, tanınmıyor. Faraza böyle bir rivayet sahih olsa bile Kütüb-i Sitte'de rivayet olunan sahih hadislerle merduddur. 3- Göbek ile diz kapağı arasında yapılan ve cinsi münasebet dışında kalan mübaşerettir. Bu tür mübaşeret hakkında alimlerin üç görüşÜ vardır: a-Ebu Hanife, Malik, Said bin El-Müseyyeb, Şüreyh, Tavus, Ata', Süleyman bin Yesar ve Katade'ye göre cima endişesi bulunsun, bulunmasın bu nevi mübaşeret mutlaka haramdır. Ebu Yusuf'tan bir rivayet de böyledir. Şafiiler'in sahih kavli de budur. Delilleri ise bu babtaki hadislerdir. Bir de Malik'in rivayet ettiği Zeyd bin Eslem'in şu mealdeki hadisidir: 'Bir adam Nebi (s.a.v.)'e gelerek: Eşim hayızlı iken bana neyi helaldır? diye sordu. Nebi (s.a.v.) : ''İzarını iyice kuşansın. Sonra yukarısına mübaşeret edebilirsin.'' buyurdu.' b- Bu nevi mübaşeret tenzihen mekrühtur. İkrime, Mücahid, Şadi, Nehai, El-Hakem, Sevri, Evzai. Ahmed, İshak bin Rahuyye, Ebu Sevr, İbnü'l-Münzir ve Ebu Hanife'nin arkadaşı Muhammed bin El-Hasan ile Malikiler'den Asbağ'ın kavli budur. Bunların delili ise Buhari'den başka sahih hadis kitapIarında merfu' olarak rivayet olunan Enes'in şu hadisidir: ''Cima'dan başka her şeyi yapabilirsiniz.'' Nebi (s.a.v.)'in izar üzerine mübaşeret etmekle yetinmesi, kavli ve fiili hadislerinin işlerliğini korumak için müstahablık anlamına yorumlanmıştır. Nebi (s.a.v.)'in, hayızlı zevcelerine izar üzerindeki mübaşereti şehvet duygusuna ihtirasından dolayı değil, şer'i hükmün te'sisi içindir. Zevceleri müteaddid iken, hepsine hayız halinde mübaşeret etmesi, bu şer'i hükmün yayılması amacını güder. Nasıl ki, çok hanımla evlenmesinden maksadı, onlar aracılığıyla şer'i hükümleri yaymak ve her zevcenin müşahede edip iyice bellediği fiili ve kavli sünnetleri bildirmesidir. c- Kişinin, cinsi münasebette bulunma tehlikesinden eminse mübaşeret etmesi caizdir. Aksi takdirde haramdır. EI-Menhel yazarı: ''Hadisin zahirine göre izar kuşanma emri, hayzın şiddetli zamanına aittir. Böyle olunca kan şiddetini kaybettikten sonra, göbekten diz kapağına kadar olan yerleri örten izar yerine, yalnız avret mahallini örten bir elbiseyle mübaşeretin caizliği hükmü çıkar. Ebu Davud'un rivayet ettiği bir hadis, bu hükmü te'yid eder. Şöyle de olabilir: Hayızın şiddetli zamanı daha önemli olduğu için, bu devredeki mübaşeret şekli bildirilmiştir. Bu esnada izar üzerine mübaşeret caiz olunca bu devre atlatıldıktan sonra izar üzerine mübaşeretin caizliği mesele değildir. HADİSTEN ÇIKARILAN FIKIH HÜKÜMLERİ : 1- Hayızlı kadına izar üzerine mübaşeret caizdir. 2- Nefsine hakim olmayan için bu tür mübaşeretten sakınmak daha iyidir, demiştir
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 636 numaralı hadis
The Book of Purification and its Sunnah
Aişe (r.anha)'dan; şöyle demiştir : Bizden birisi hayız gördüğü zaman Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ona bir izar giymesini emrederdi. (O da izar kuşandıktan) sonra Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona mübaşeret ederdi. Not: İsnadının sahih ve ricalinin sika olduğu Zevaid'de bildirilmiştir. Kütüb-i Sitte sahihlerinin hepsi bu hadisi rivayet etmişlerdir
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 637 numaralı hadis
The Book of Purification and its Sunnah
(Mu'minlerin annelerinden) Ümmü Seleme (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir : Ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber onun çarşafı altında idim. Kadınların gördüğü hayız kanını o esnada gördüm. Ben, çarşafın altından hemen sıvıştım. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Hayız mı gördün?» diye sordu. Ben: Kadınların gördüğü hayız kanını gördüm, dedim. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Bu, Allah'ın adem kızlarına yazmış olduğu bir şeydir.» buyurdu. Ümmü Seleme dedi ki: Ben sıvıştıktan sonra durumumu düzelttim (= Hayız elbisemi giyip tedbirimi aldım.) Sonra döndüm. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana; «Gel de, benimle beraber çarşafın altma gir.» buyurdu. Ümmü Seleme dedi ki: Bunun üzerine ben de O*nunla beraber çarşafın altına girdim. AÇIKLAMA : Buhari, Müslim ve Nesai de bu hadisi az bir lafız farkıyla, aynı manayı ifade eder mahiyette rivayet etmişlerdir. Yalnız "Bu Allah'ın Adem kızlarına yazmış olduğu bir şeydir.'' fıkrası Buhari ve Müslim'in rivayetinde yoktur. Bu hadise göre hayızlı kadınla bir yatakta yatmak caizdir. Yalnız çıplak tenlerin göbekle diz arasında temasına mani. bir örtü bulunması gerekir .. Ebu Davud'un Aişe (r.anha)'dAn rivayet ettiği bir hadis, bu hadise zahiren ters düşer. O hadisin meali şöyledir: 'Ben hayız gördüğüm zaman (Nebi (s.a.v.)'in) yatağından inerek hasır üzerinde (yatardım,) Biz hayızdan temizleninceye kadar ResuluIlah (s.a.v.)'e yaklaşmazdık.'' Görüldüğü gibi bu hadis'e göre Nebi (s.a.v.)'in muhterem zevceleri hayız iken ondan uzak dururlardı. Aişe (r.anha) hadisiyle Ümmü Seleme (r.anha) hadisinin arasını bulmak için EI-Menhel yazarı şöyle der: ''Nebi (s.a.v.)'in muhterem zevcelerinin bazen uzak durdukları muhtemeldir. Çünkü Nebi (s.a.v.)'in onlarla beraber aynı yatakta ve aynı çarşaf altında yattığı sabittir. Şu da vardır ki Nebi (s.a.v.) onlara yaklaşırdı. Fakat Nebi (s.a.v.)'in isteği olmadan, onlar: kendiliğinden Nebi (s.a.v.)'e yaklaşamazlardı denilebilir. El-Ayni: 'Aişe (r.anha)'nın hadisi izarlı olarak mübaşeretin yasaklığına delalet etmez. Çünkü Nebi (s.a.v.), hayızlı hanımlarına bazen mübaşeret eder. Bazen de mübaşeret etmezdi.' demiştir. Tiybi: Aişe (r.anha)'nın hadisindeki yaklaşma, cinsi münasebet manasına hamledilebilir. Aksi takdirde hadis mensuhtur' demişse de bu sözü reddedilmiştir. Çünkü hadislerin arasını bulmak mümkün olmadığı takdirde mensuhluk yoluna gidilir. Yukarıda açıklandığı üzere bu iki hadisi cem etmek mümkündür. Hadisten anlaşıldığı gibi, kadının hayız için ayrı elbise kullanması ve hayızlı iken gerekli tedbiri aldıktan sonra eşinin yatağına girmesi müstahabtır
Derece: Hasan
Sunen-i Ibn Mace, 638 numaralı hadis
The Book of Purification and its Sunnah
Muaviye bin Ebi Süfyan (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir : Ben, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcesi olan (kız kardeşim) Ümmü Habibe (r.abha)'ya: Sen hayz kanı gördüğünde Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile nasıl yaparsın? diye sordum. Ümmü Habibe dedi ki: Birimiz hayız kanını görmeye başlayıp şiddetli zamanında uyluk kemiklerinin yarılarına kadar uzanan izarı üzerimize bağlardı. Semra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber (aynı yatakta) yatardı. Not: Sindi şöyle demiştir: 'Senedin ravileri arasında Muhammed bin İshak'ın bulunduğu ve tedlisçi olup hadisi an'ane ile rivayet ettiği gerekçesiyle bu isnadın söz götürdüğü Zevaid'de belirtilmişse de hadis manaca sahihtir.' AÇIKLAMA : Nesai ve Beyhaki benzer manayı ifade eder bir hadisi Nebi (s.a.v.)'in zevcesi Meymune (r.anha)'dAn rivayet etmişlerdir. O rivayette izar'ın uzunluğunun uyluk kemiklerinin yarılarına kadar veya dizlerine kadar olduğu ifadesi bulunuyor. Buna göre izar, bazen dizlere kadar uzun olurdu, bazen de dizlere kadar varmaz. Bu hadis de, daha önce geçen hadisler gibi izar üzerinde hayızlı kadınla mübaşeretin caizliğine delalet eder. Sindi, izarın uzunluğuyla ilgili olarak şöyle der: Fıkıh alimlerinin beyanlarının zahirine göre izarın diz kapaklarına kadar uzun olması gerekir. Daha kısa olursa mübaşeret caiz değildir
Derece: Hasan
Sunen-i Ibn Mace, 639 numaralı hadis
The Book of Purification and its Sunnah
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir : «Hayızlı kadınla cima' eden veya kadın'ın dübürü ile cima' eden yahut bir kahine varıp onun dediğini tasdik eden kimse (Hz.) Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e indirilene küfretmiş olur.» Not: Tirmizi demiştir ki: Biz bu hadisi yalnız Hakim EI-Esrem'den Ebu Temime EI-Huceymi'den Ebu Hureyre'den tanırız. İlim ehli nezdinde bu hadisin manası ancak teşdid içindir. AÇIKLAMA : Bir önceki babta hayızlı kadına mübaşeret çeşitlerini bunlardan hangisinin helal, hangisinin mekruh ve hangisinin haram olduğunu konu hakkındaki alimlerin görüşleriyle birlikte beyan etmiştik Cima' şeklindeki mübaşeret Kur'an-ı Kerim'in nassıyla haram kılınmıştır. Bakara suresinin 222. ayetinden mealen şöyle buyuruluyor: ''Sana hayız mes'elesini soruyorlar. De ki: O bir ezadır. Bu sebeple siz hayız halinde kadınlarla (cirna) dan sakınınız ... " Kitab ile yasaklandığı gibi sünnet ve icma' ile de haram kılınmıştır. Haramlığını inkar, küfrü mucibtir. Haramlığını bile bile bu suçu işleyen kişi büyük günah işlemiş olur. Tevbe etmesi alimlerin ittifakıyla vacibtir. Bazı alimlere göre keffaret ödemesi de vacibtir. Cumhura göre müstahabdır. Tirmizi de bu hadisi rivayet etmiş bu arada şöyle demiştir: "Alimler nezdinde hadis teşdid ve tehdid içindir. Çünkü Nebi (s.a.v.)'den şöyle bir hadis rivayet edilmiştir: ''Kim hayızlı kadınla cima' ederse bir altın sadaka versin." (burada 640 no'da geçer) Eğer hayızlı kadınla cima' etmek küfrü gerektirseydi bu suç için keffaret ödeme emri verilmeyecekti. (Çünkü keffaret müslümanın işlediği günahın bir nevi cezası ve afv vesilesidir. Kafirler icin keffaret ödenmesi söz konusu değildir. Kahin: El-Cezeri'nin, En-Nihaye'de beyan ettiği gibi kainatta ilerde vuku bulacak şeylerden haber veren ve kainat sırlarını bildiğini iddia eden kişidir. Araplarda çeşitli kahinler vardır. Bunların bir kısmı emirlerinde cinlerin bulunduğunu ve kendilerine cinler tarafından haberler getirildiğini iddia ederlerdi. Diğer bir kısmı bazı emarelerle ilerde meydana gelecek olayları bildiğini, konuşturduğu kişinin söz, fiil ve halinden bu olayları çıkardığını iddia ediyorlardı. Çalınan malın veya kaybolan eşyanın kim tarafından çalındığını veya bulunduğunu, halen nerede olduğunu bildiklerini söylerlerdi. Gelecekte kimin ne yapacağını kainatta ne gibi olayların vuku bulacağını kesin olarak kimse bilemez. Bu yüzden kahin'in ğayp'tan verdiği haberi doğrulamak küfürdür, böylelerine inanmamak gerekir. Hayızlı kadınla cima' eden veya kadınla livata eden kişi bu fiilin mübah olduğunu itikad ederse kafir olur. Hadisi böyle yorumlayanlar olmuştur. Ama bu suçu işleyen kişi haramlığını itikad ederek işlemişse bundan dolayı kafir olmaz bu nedenle hadiste geçen küfürden maksad küfran-ı nimet (nankörlük) tür diye de yorum yapılabilir Tirmizi şerhi Tuhfe yazarı bu iki yorum şeklini nakletmiştir
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 640 numaralı hadis
The Book of Purification and its Sunnah
(Abdullah) bin Abbas (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre; Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), zevcesiyle hayızlı olduğu halde cima' eden kimse hakkında şöyle buyurdu, demiştir : «O bir altın yeya yarım altın ile tasadduk eder.» Not: Sindi: Ebu Davud, Tinnizi ve Nesal de bu hadisi rivayet etmişler, zayıflığı hakkında bir şey söylememişlerdir, demiştir. AÇIKLAMA : Hadisteki "Tasadduk eder'' fiili emir anlamındadır. Nitekim bazı rivayetlerde: ''Tasadduk etsin'' buyurulmuştur. Hadisteki ''Bir altın veya ... '' tabiri taksim içindir. Çünkü bazı rivayetlerde belirtildiği gibi cima' işi hayızın ilk günlerinde olursa bir altın, hayızın sonlarında ise yarım altın keffaret çıkarılır. El-Menhel yazarı şöyle der: '' Tirmizi'nin İbn-i Abbas (r.a.)'tan rivayet ettiği bir hadise göre Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: ''Hayız kanı kırmızı iken bir dinar, sarı iken yarım dinar ... '' Ahmed'in rivayet ettiğine göre Resulullah (s.a.v.) hayız kanı devam ederken cima' edene bir altın ve kan kesilip henüz ğusül yapılmadan cima' edene yarım altın ödenmesini emretmiştir. Hadis, hayız halindeki eşi ile cima' eden kişiye keffaretin vacibliğine delalet eder, KEFFARET HAKKINDAKİ ALİMLERİN GÖRÜŞÜ: 1-) İbn-i Abbas, Hasan-ı Basri, Said bin Cübeyr. Katade, Evzai. İshak, ilk kavline göre Şafii, iki rivayetten birisine göre Ahmed bin Hanbel keffaretin vacibliğine hükmetmişlerdir. Bunlardan El-Hasan ve Said'e göre keffaret bir köleyi azad etmektir, Diğerlerine göre keffaret rivayetlerin ihtilafına ve kadının hayız haline göre bazen bir altın, bazen yarım altındır. Bu alimlerin delili bu babta geçen hadistir. Keffaretin ödenmesi erkeğe aittir, Bu keffareti fakirlere sarfedecektir. 2-) Ata', Şa'bi, Nehai, Mekhul, Zühri, Süfyan-i Sevri. Leys bin Sa'd. Malik, Ebu Hanife, en sahih kavline göre Şafii. iki rivayetin birisine göre Ahmed bin Hanbel ve Selef'in, cumhuru keffaretin vacib olmadığını söylemişlerdir. Bunlara göre adamın istiğfar ve tevbe etmesi gerekir. Lakin bu suçu hayzın ilk günlerinde işlemişse bir altın ve sonlarında ise yarım altın sadaka çıkarması müstahabtır Bunlar mezkur hadisin bir kaç yönden illetli oldugunu söylemişlerdir. illetlerden bazıları şunlardır: Hadis, mürsel olarak rivayet edilmiş, mudal olarak rivayet edilmiş, mevkuf olarak rivayet edilmiştir. Fakat El-Hakim, İbnü'l-Kattan ve İbn-i Dakiki'l-İyd hadisin sahih oldugunu, Ahmed bin Hanbel de hadisin hasen oldugunu söylemiştir. Hattabi de: 'Alimlerin ekserisi bu hadisin mürsel veya mevkuf oldugunu sanmışlardır. Halbuki hadis muttasıl ve merfu'dur, diyerek gerekçesini izah etmiştir. Müellifimiz hadisi merfu' olarak rivayet etmiştir. Hadis, hayızlı eşiyle cima' eden adam'ın bir altm veya yarım altm tasadduk etmesinin gereğine delalet eder. Bu konudaki alimlerin ihtilafını yukarda gördünüz. Bu hadisi Nesai, Ebu Davud, Tirmizi, Beyhaki, Ahmed, Darimi ve İbnü'l-Carudda rivayet etmişlerdir. El-Hakim ve başkaları hadisin sahih oldugunu söylemişlerdir
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 641 numaralı hadis
The Book of Purification and its Sunnah
Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre; Kendisi hayızlı iken (hac için ihrama gireceği zaman). Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ona: «Saçları (nın örgüleri) ni çöz ve ğuslet » buyurdu." Ravi Ali kendi hadis rivayetinde dedi ki: -Başını çöz...- Not: Bu hadisin isnadındaki ricalin sika olduğu Zevaid'de bildirilmiştir. Sindi: Bu hadis Zevaid kısmından değildir. Bilakis. Buhari, Müslim ve başkalarında da mevcuttur, demiştir ... : AÇIKLAMA : Bu hadisi müellifimize Ebu Bekir bin Ebi Şeybe ve Ali bin Muhammed rivayet etmişlerdir. Ebu Bekir'in rivayetinde hadisin metni: ''Saçlarını çöz ... " diye başlar. Ali'nin rivayetinde ise; ''başını çöz ... " diye başlar. İki rivayet arasında mana itibariyle bir fark yoktur. Gaye, saçları tarayabilmek için örgüleri çözmektir. Bu hadis, hayız sonunda vacib olan boy abdesti ile ilgili değildir. Aişe (r.anha)'nın hayız hali devam ediyordu. Hac için ihrama girecekti. Nebi (s.a.v.), hayızlı halinin ihrama girmesine engel olmadığına işaretle temizlik için yıkanmasını ve bu cümleden olarak saçlarını tarayabilmesi için saç örgülerini çözmesini emretmiştir. Buhari, Müslim ve başka hadis kitapıarının ''Hac'' bahsinde bu hadis rivayet edilmiştir. Bu nedenle hayızın sonunda yapılması gerekli ğusle ait bu babta, bu hadisin niçin zikredildiği bilinmiyor. Sindi: ''Bu duruma temas ediyor, hayız'dan dolayı yapılacak ğuslün hükmü dolaylı olarak bu hadisten anlaşıldığı için müellifimiz burada rivayet etmiş, denilebilir,' demiştir
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 642 numaralı hadis
The Book of Purification and its Sunnah
Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir : (Ensar'dan şekel kızı) Esma' (r.anha), hayızdan dolayı yapılacak ğusül keyfiyetini Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e sormuş, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de: «Sizden birisi suyunu ve sidrini aldıktan sonra abdest alır. abdestini güzelce alır veya abdestini mükemmel alır. Sonra başına su dökerek, başını sıkıca ovalar. Ta ki, su başının kemiklerine ve saç diplerine ulaşsın. Sonra vücuduna su döker. Daha sonra üzerine misk sürülmüş bir pamuk veya bez parçası alarak, onunla temizlenir.» buyurmuştur. Esma (r.anha) : 'Onunla nasıl temizleneceğim? diye sormuş. Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Sübhanellahl Onunla temizlen.» buyurmuştur. Aişe (r.anha) sözünü gizlercesine (Esma'ya fısıldayarak): Onu kanın dokunduğu yere sür, demiş. Aişe (r.anha) demiştir ki: Esma' (r.anha). Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e cünüblükten dolayı (yapılan) gusül keyfiyetini de sormuş ve Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Biriniz suyunu aldıktan sonra, önce abdest alır, abdestini .güzelce alır veya abdestini mükemmel alır. Nihayet başına su dökerek, başını iyice ovalar. Ta ki, su başının kemiklerine ve saç diplerine ulaşsın. Sonra vücuduna su akıtır.» buyurmuştur. Bunun üzerine Aişe (r.anha) : 'Şu Ensar hanımları ne iyi hanımlardır. Haya, onları dini bilgileri edinmekten alıkoymuyor.* demiştir." AÇIKLAMA : Nebi (s.a.v.)'e soru soran Esma (r.anha), Aişe (r.anha)'nın kız kardeşi olan Esma değildir. Müsliın'in bir rivayetinde belirtildiği gibi Ensar'dan Şekkel kızı olan Esı a (r.anha)'dır. Hatib; Yezid kızı olan Esma (r.anha) olduğunu söylemişse de böyle degildir. Müslim'den önce de Ebu Bekir bin Ebi Şeybe, kendi müsnedinde ve Ebu Avane ile Ebu. Naim, kendi müstahreclerinde bu hatunun Şekel kızı olduğunu söylemişlerdir. İbn-i Sa'd, Taberani, Barudi ve İbn-i Mendeh, Esma bint-i Şekel'i ashab arasında zikretmişlerdir. EI-Menhel yazarı, hadisin açıklanması ile ilgili olarak aşağıdaki ma'lumatı verir: ''Herhalde Esma (r.anha), en mükemmel ğusül şeklini sormuş olacak ki Nebi (s.a.v.), ğusül için suyla beraber sidr'in alınmasını buyurmuştur. Çünkü ğusülde sidrin kullanılması farz değildir. Keza ğusülden önce abdest almak ve misk sürülmüş parça kullanmak farz değildir. Bu sebeble, bunların her hangi birisinin farz olduğunu ileri sürerek, bu hadisi delil göstermek yanlış olur. Sidr: Trabzon hurması ağacına benzer. Bu ağacın yaprakları öğütülüp, sabun gibi temizleyici olarak kullanılır. Firsat: Pamuk veya bez parçası olup, hayız kanının temizlenmesinde kullanılır. Hadiste bu parça ile temizlenme tavsiyesi yapılıyor. Hayız veya lahusalık halinden dolayı yapılacak ğusülde evli olan ve olmayan bu kadının misk sürülmüş bu parçayı kullanması müstahabtır. Misk bulunmadığı takdirde, başka esanslar kullanılır. Hatta güzel kokulu maddeleri bulamayan kadının kerih kokuyu giderici çamur veya benzerini kullanması müstahabtır. Hiçbir şey bulamazsa su kafidir. Misk kullanılması hikmeti hakkında ihtilaf olmuştur. Sahih ve meşhur kavle göre gaye, kanın dokunduğu yere güzel koku sürmek ve kerih kokuyu gidermektir. El-Maverdi bazı kimselerin: Maksad çabuk gebeliği sağlamaktır, dediğini hikaye etmişsede, Nevevi bu hikmeti zayıf veya batıl olarak niteleyip şöyle demiştir: Bunlarm dediği gibi olsaydı misk sürmenin, kocası hazır olan kadınlara mahsus olması gerekirdi. Hiçbir alimin böyle bir tahsis yaptığını bilmiyoruz. Hadislerin mutlak oluşu, bunların sözlerini redd3der. Doğrusu şudur ki : Maksad, kan dokunan yere güzel koku sürmek ve pis kokuyu gidermektir. Bu, evli olsun elmasın, hayızdan veya lahusalıktan dolayı ğusleden her kadm için müstahabtır. Esma (r.anha) misk sürülmüş parçayla yıkanacağını sandığı için Nebi (s.a.v.)'e : Ben bununla nasıl temizleneceğim? diye sormuştur. Nebi (s.a.v.) Esma (r.anha)'nın bu istifhamından hayret ederek: ''Sübhanallah! Bununla temizlen işte'' diye buyurmuş, bunun üzerine Aişe (r.anha) yalnız Esma (r.anha)'nın duyabileceği bir ses tonuyla: 'Onu kan'ın dokunduğu yere sür' diyerek meseleyi anlatmıştır. Esma (r.anha), cünüblükten ğusül durumunu da sorup öğrendikten sonra, Aişe, . onun dini meseleleri öğrenmeye karşı gösterdiği titizliğe hayran kalmış, bilhassa kadınlarla ilgili olup, haya edilen meseleleri öğrenmek için gayretini beğenmiş ve Ensar kadınlarını öğmüştür. HADİSTEN ÇIKARILAN FIKIH HÜKÜMLERİ : 1- Bir şeye hayret edildiği zaman; Sübhanallah, demek caizdir. 2- Avret mahalliyle ilgili mes'elelerde kinayeli konuşmak gerekir. 3- Hayayı gerektiren durum karşısında çekingenlik açığa vurulmalıdır. 4- Kişi, din ile ilgili bilmediği hususları sormalıdır. 5- Ğusledilirken, yıkamada mübalağa yapılmalıdır. Ovuşturmak da mübalağadan bir parçadır. 6- Hayız'dan ğusleden kadın vücudundan kanın dokunduğu bütün yerlere misk ve benzeri kokular sürmelidir. Lohusa da hayızlı kadın gibidir. 7- Dini soru soran kişi, verilen cevabı anlamadığı takdirde. cevab tekrarlanmalıdır. 8- Alimin sözünü, onun huzurunda anlamayan kişiye anlatmak caizdir. Şu şartla ki : Bu anlatış, alimin hoşuna gitsin. 9- Daha üstün bir zatın huzurunda, onun kadar üstün olmayan ehil zatlardan ilim almak caizdir. 10- Öğrenmek isteyene karşı yumuşak davranılmalıdır. 11- Hadis, Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in üstün huyunu, yüce halimliğini ve büyük hayasını ifade ediyor
Derece: Hasan
Sunen-i Ibn Mace, 643 numaralı hadis
The Book of Purification and its Sunnah
Aişe (r.anha)'dan şöyle söylemiştir : Ben hayızh iken kemik üzerindeki etin çoğunu dişlerimle alıp, yerdim. Sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), o etli kemiği alarak ağzımın dokunduğu yer'e mübarek ağzını koyup (ondan yerdi) Ben, kab'dan içerdim. Sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kabı alır, mübarek ağzını ağzımın dokunduğu yere koyup içerdi ve ben hayızlı idim." Diğer tahric: Müslim, Nesai, Ebu Davud ve Ahmed AÇIKLAMA : Nebi (s.a.v.), Aişe (r.anha)'yı sevindirmek ve hayızlı kadınla beraber oturmaktan, birlikte yemek yemekten ve benzeri şeylerden kaçınılmamasının gereğine işaret buyurmuştur. Aişe (r.anha)'nın Nebi (s.a.v.)'den önce yemeğe ve içmeye başladığı hadisten anlaşılıyor. Bunun edebe aykırı olduğu söylenemez. Çünkü Resulullah (s.a.v.) onun önce başlamasını emrederdi. ÇÜnkÜ Nesai'nin rivayetinde Aişe (r.anha) şöyle der: 0, etli kemiği alır, benim hissemi tayin ederdi. Bunun üzerine ben de hissemi dişlerimle yiyip kalanı bırakırdım. Sonra, ° alır dişleriyle yerdi. Ve o etli kemikten ağzımın dokunduğu yere mübarek ağzını koyup yerdi. İçecek isterdi. Ondan içmeden önce belirli bir kısmını benim içmemi isterdi. Ben alıp hissemi içtikten sonra bırakırdım. Sonra O alır ve bardağın ağzımı koyduğum yerine, mübarek ağzını koyup içerdi.'' Hadiste geçen ''Etearraku" fiili Taarruk,. masdarından yapılmadır. Taarruk, kemik üzerindeki eti dişlerle almaktır. Bunun kökü olan ''Arak" ise. üzerindeki etin çoğu alınmış olan kemik demektir. HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1- Hadis, Nebi (s.a.v.)'in son derece mütevazi olduğuna delalet eder. 2- Erkek. zevcesine karşı yumuşak davranmalı ve zevcesini sevindirmelidir. 3- Hayızlı kadınla aynı kab'dan yemek ve içmek caizdir. 4- Hayızlı kadın'ın yiyecek ve içecek artığı. eli, ağzı ve sair uvuzları temizdir
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 644 numaralı hadis
The Book of Purification and its Sunnah
Enes (b. Malik)r.a. den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Yahudiler, hayzlı kadınla bir evde oturnazlardı. Onlarla birlikte yemezler, içmezlerdi. Enes dediki: Yahudilerin bu durumu Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'e anlatıldı. Bunun üzerine Allah Teala: ''Ey Muhammed! Sana kadınların ay başı halinden de soruyorlar. De ki: O bir eziyettir Onun için ay başı halinde oldukları zaman kadınlardan çekilin...'' [Bakar 222] ayetini indirdi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de: «Cima' dan başka herşeyi yapın» buyurdu. Diğer tahric: Müslim, Nesai, Ebu Davud, Ahmed ve Beyhaki AÇIKLAMA : Rivayetlerin bir kısmı daha uzundur.Ebu Davud'un rivayeti şöyledir: Enes (bin Malik (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Yahudiler'den bir kadın, hayız adetini görmeye başlayınca onu evden çıkarırlardı. Onunla ne yerlerdi ne de içerlerdi. Onlarla aynı evde oturmaz ve ihtilat etmezlerdi. Resulullah (s.a.v.)'e bu durum soruldu. Bunun üzerine Allah Subhanehu ve Teala: ''Sana Hayz'dan soruyorlar......'' [Bakara 22] ayetinin tamamını indirdi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.) : ''Hayızlı kadınlarla evlerde her çeşit ihtilatı yapınız. Ve cima'dan başka her şey yapınız.'' buyurdu. Bunun üzerine Yahudiler: Neyimiz varsa, bu adam (Muhammed s.a.v.'i kasdediyorlar) hepsine muhalefet ediyor. (Yahudilerin sözünü duyan) Useyd bin Hudayr ve Abbad bin Bişr, Nebi (s.a.v.) 'e gelerek: Ya Resulallah! Yahudiler şöyle şöyle, söylerler. Biz (onların inadına) hayız halinde kadınlarla cima etmiyelim mi diye sordular. Nebi (s.a.v.)'in mübarek yüzü değişti. Hatta. onlara kızdığını zannettik. Onlar da çıktılar. Yolda Nebi (s.a.v.)'e hediye olarak getirilen süt ile karşılaştılar. Nebi (s.a.v.), arkalarından haber gönderip çağırttı ve onlara süt içirdi. bu defa, onlara kızmadığını sandık.'' Nebi (s.a.v.)'e yahudilerin durumunu anlatanların Useyd bin Hudayr ve Abbad bin Bişr oldukları Ebu Davud'un rivayetinden anlaşılıyor. Ayetin açıklamasına gelince, Allah Teala mealen şöyle buyuruyor: ''Onlar, hayız kanı devam ettiği zaman, kadınlarla temas etmenin hükmünü sana sorarlar. De ki: O kan, tiksindirici bir kirdir. Rengi, kokusu, necaseti ve zararlığıyla tiksindiricidir. Bu sebeple, kadınlardan hayız halinde uzak durun.'' Bu kaçınmadan maksad, cinsi münasebetten kaçmaktır, Ayet nazil olduğu zaman, sahabilerin bir kısmı uzak kalmayı mutlak anladılar. Hatta, meskende bile, bir arada kalamıyacaklarını zanneden bazı Araplar: Ya Resulallah! Soğuk çetindir. Elbise azdır. Eğer, hayızlı kadınlarımızı ev halkımıza tercih ederek evde tutarsak, ev halkı dışarda kalır, helak olurlar. Onları da meskene alırsak, bu hükme karşı gelmiş oluruz, dediler. Bunun üzerine Nebi (s.a.v.) : ''Siz, yalnız cima'dan kaçınmayla emrolunmuşsunuz. Acemler gibi, onları evlerden çıkarmayla emrolunmamışsınız.'' buyurdu," HADİSTEN ÇIKARILAN FIKHİ HÜKÜMLER : 1- Hayızlı kadınla cinsi münasebette bulunmak haramdır, Bu hususta icma' vardır. Haramlıgı inkar eden kafir olur. 2- Başka türlü mübaşeret caizdir, 3- Hak, kolay ve ma'kul din, ancak müslümanların dinidir
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 645 numaralı hadis
The Book of Purification and its Sunnah
Ümmü Seleme (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu mescidin avlusuna girerek en yüksek sesiyle: «Şüphesiz mescid, cünüb adam'a ve hayızlı kadın'a helal değildir.» buyurdu." Not: Ravi Mahdic sika olmadığı ve ravi Ebu'l-Hattab meçhul olduğu için isnadın zayıflığı Zevaid'de bildirilmiştir. AÇIKLAMA : Bu hadisin hükmünü ifade eden Aişe (r.anha)'nın uzunca bir hadisini Buhari, Et-tatrihu'l-Kebir'de ve Ebu Davud, süneninde rivayet etmişlerdir. İbn-i Huzeyme, hadisin sahih olduğunu, İbnü'l-Kattan da hasen olduğunu söylemiş, Ebu Davud ise rivayet ederken bir şey söylememiştir. Sükut etmesi, kabul alametidir. Ebu Davud'un rivayeti şöyledir: Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Sahabilerin evlerinin kapıları mescide açılıyordu. Resulullah (s.a.v.) gelerek: ''Bu evlerin kapılarını mescid cephesinden başka tarafa çevirin." buyurdu ve içeri girdi. Sahabiler, kendilerine bir ruhsat ineceği ümidiyle kapı cephesini değiştirmediler. Bilahere Nebi (s.a.v.) onların bulunduğu yere çıkarak: ''Şu evlerin kapılarını mescid cephesinden çevirin.' Çünkü ben mescidi hayızlı kadın ve cünüb için helal kılmam.'' buyurdu." Hadisin zahirine göre hayızlı kadın'ın ve cünüb'ün camiye girmesi mutlaka haramdır. Camide durmak ile camiden geçmek arasında bir fark yoktur. Fakat, cünüb adamın ihtiyaç olsun olmasın, abdestli olsun olmasın mescidden geçmesinin caizliği iki hadisle sabittir. Said ve İbn-i Ebi Şeybe'nin rivayet ettiklerine göre Cabir (r.a.) bizden birisi, cünüb olarak mescid'den geçerdi, demiştir. İbnü'l-Münzir'in rivayetine göre Zeyd bin Eslem (r.a.) : Nebi (s.a.v.)'in ashabı cünüb olarak mescidde yürüyorlardı, demiştir. Bu iki hadiste bildirilen geçişler, Nebi (s.a.v.)'in zamanında idi. O da bu hareketi reddetmiştir. Bu nedenle mezkur hadisler, cünübün cami'den geçişinin mutlaka caiz olduğuna delalet ederler. Yani ihtiyaç olmasa da ve abdest alınmasa da geçmek caizdir. 1- İbn-i Mes'ud, İbn-i Abbas, Şafii, Şafii'nin arkadaşları ve Ahmed bin Hanbel böyle demişlerdir. Bunlar Nisa suresinin 43. ayetinde geçen; ''....Cünüb iken de - yoldan geçenler müstesna - (namaza yaklaşmayın) ... '' ilahi nazm'ı delil olarak gösterirler. Onlar, ayette geçen "Ubur = Geçiş'' ancak namaz yerinde olabilir. Bu geçişin yolcuya tahsisine dair her hangi bir delil yoktur. Yani yolcular cünüb olarak mescid'den geçebilirler de, mukim olanlar geçemez diye ayeti yorumlamak için bir delil yoktur. Bilakis, ayetin zahirine göre kasdedilen mana o yerden geçen herkestir. Çünkü yolcu adamdan ayetin sonlarında bahsedilmektedir. Eğer ''geçen kimseler,. tabiriyle yalnız yolcular kasdedilmiş olsaydı, ayette aynı şeyin tekerrür etmiş olması neticesine varılıyor ki, Kur'an böyle tekrarlardan korunmuştur. İbn-i Cerir'in Yezid bin Ebi Habib'ten rivayet ettiğine göre, Ensar-ı Kiram'dan birkaç zat'ın evlerinin kapıları Mescid-i Nebeviyye'ye açılıyordu. Bazen onlara cünüblük hali arız oluyordu da evlerinde su bulamıyorlardı. Su bulunan yere gitmeleri için, mescid'den geçmeleri gerekiyordu. Çünkü başka yolları yoktu. Bunun üzerine yukarıya alınan nazm-ı celil nazil oldu. Bu eser ayetle kasdedilenin mescidden geçen herkes olduğu husüsunda en ufak bir şüphe bırakmaz. En-NeyI sahibi: Ayeti, mescidde iken cünüb olan kişiye tahsis ederek yorumlamak mesnedsizdir, demiştir. 2- Ebu Hanife ve arkadaşlarına göre cünüb ve hayızlı kadının, durmadan geçmek niyetiyle de olsa, mescide girmeleri haramdır. Çünkü hadis mutlaktır. Ancak bir zaruret varsa, mesela evin kapısı mescide açılır, kapı cephesini değiştirmek mümkün olmazsa ve başka da mesken bulunmazsa, cünüb ve hayızlı kadının mescidden geçmeleri, zaruret icabı caiz olur. Eğer mescidde iken cünüb olursa bulunduğu yerde derhal teyemmüm edip hemen çıkması gerekir. Keza cünüb olduğunu unutarak mescide girdikten sonra cünüblüğünü hatırlarsa ayni şeyi yapar. Şayet teyemmüm yapmadan sür'atle camiden çıkarsa caizdir. Eğer, mescidden çıkmaya gücü yetmezse teyemmüm edip duracaktır. Lakin ne namaz kılabilir, ne Kur'an okuyabilir. 3- Malikiler'in çoğuna göre cünübün zaruret olmadıkça camiden geçmesi caiz değildir. Zaruret halinde teyemmüm ederek geçer. Onlar da, bu babtaki hadisin umumiliğini delil gösterirler. HAYIZLI KADIN VE CÜNÜB'ÜN MESCİD'DE DURMALARI Alimlerin cumhuruna (çoğuna) göre bu yasaktır. Yalnız, Hanbeliler ve İshak'a göre cünüb adam, abdestli ise durabilir. Hanefi alimlerine göre hayızlı ve lahusa kadının mescide girmeleri yasaktır. Malikiler'e göre de durum aynıdır. Ancak mal veya can tehlikesi olursa mescide girmeleri caizdir. Şafii ve Hanbeli alimlerine göre hayızlı ve lahusa kadın, mescidi kanla kirletmekten emin iseler mescid'den geçebilirler. Mescid'de durmaları ise Şafiiler'e göre mutlaka yasaktır. Hanbeliler'e göre ise, eğer kan kesilir ve abdest alırlarsa durmaları caizdir. HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1 - Dine uygun olmayan şeyleri değiştirmeye çalışmak gerekir. 2 - Hayızlı kadın ve cünübün mescide girmeleri yasaktır
Derece: Daif
Sunen-i Ibn Mace, 646 numaralı hadis
The Book of Purification and its Sunnah
Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir : Temizlendikten sonra şüpheye düşürücü şeyi gören kadın hakkında Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki : «O, ancak damar veya damarlar (kanı) dır.» Ravi Muhammed bin Yahya dedi ki: «Temizlendikten sonradan maksad, temizlenip guslettikten sonraki zamandır." Not: İsnadın sahih ve ricalinin sika olduğu Zevaid'de bildirilmiştir
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 647 numaralı hadis
The Book of Purification and its Sunnah
Ümmü Atiyye (r.anha)'dan; şöyle demiştir: Biz (Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında kandaki) sarılığı ve bulanıklığı (namaza mani olması bakımından) hiç bir şey olarak görmezdik. Muhammed bin Yahya dedi ki: Bize Muhammed bin Abdillah Er-Rakkaşi tahdis etti. Bize Vüheyb tahdis etti. O da Eyyub'den, o da Hafsa'dan, o da Ümmü Atiyye'den tahdis ettiğine göre Ümmü Atiyye (r.anha): Biz (Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında) sarılığı ve bulanıklığı (namaza mani olması bakımından) hiç bir şey saymazdık. Muhammed bin Yahya dedi ki: Bizce bu rivayette Vüheyb için öncelik vardır." Diğer tahric: Beyhaki, Ebu Davud ve El-Hakim AÇIKLAMA : El-Hakim: Buhari ve Müslim'in şartları üzerine sahihtir, demiştir. El-İsmaili müstahricinde ve Darekutni de az bir lafız farkıyla rivayet etmişlerdir. Hadis, hayızlı kadının aybaşı adet günleri geçip temizlendikten sonra gördüğü sarılık ve bulanıklığın hayızdan sayılmadığı hakkındadır. Ümmü Atiyye: ''Biz, sarılığı ve bulanıklığı sayınazdık'' derken Nebi (s.a.v.)'in zamanında ve O'nun bilgisi altında bu renkleri hayızdan saymadıklarını anlatmak istemiştir. Kasıt bu olunca hadis merfu' hükmünde sayılır. Buradaki rivayette sarımtırak ve bulanık renklerin hayız süresinin bitiminden sonra olduğuna dair bir kayıt yoksa da Ebu Davud'un rivayetinde; ''Hayız günleri geçtikten sonra ... '' kaydı mevcuttur. EI-Menhel yazarı, bu kayıtla ilgili olarak: 'Kadın, ğusletmemiş olsa bile hayız süresi geçtikten sonra gördüğü sarılığın ve bulanıklığın hayızdan sayılmayacağı kasdedilmiştir. Darimi'nin rivayetinde bulunan; ... ''ğusülden sonra ... '' kaydı., çoğu zamandaki uygulamaya yorumlanır. Çünkü kan kesildikten sonra çoğu zaman kadın, hemen ğuslünü yapar. Hadis, hayız adeti dışında ve temizlik günlerinde görülen rrıezkur renklerin hayızdan sayılmayacağına delalet eder... Dolayısıyla. henüz adet süresi dolmadan görülen bu renklerin hayız'dan şayılacağını ifade eder.' demiştir. El-Menhel yazarı şu bilgiyi verir: ''Hattabi: 'Hayız adeti, kadın temizlendikten sonra görülen sarılık ve bulanıklık hakkında alimler ihtilaf etmişlerdir. 1- Ali (r.a.)'den rivayet edildiğine göre temizlik halinde görülen bu renkler, hayız değildir. Kadın namazını bırakamaz. Abdest alıp namaz'a devam eder. Süfyan-i Sevri ve Evzai'nin kavli de budur. 2- Said bin El-Müseyyeb: kadın, temizlik halinde bu renkleri görünce ğusledip namaz kılar demiştir. Ahmed bin Hanbel'in görüşü de budur. 3- Ebu Hanife: Kadın, hayız adetinden ve kan kesildikten sonra bir iki gün mezkur renkleri gördüğü zaman, hayız günleriyle beraber, toplam on günü geçmedikçe, hepsi hayız sayılır ve bu renkler kesilip, beyaz su görmedikçe temiz sayılmaz, demiştir. 4- Şafii mezhebinin meşhur kavIine göre kadın aybaşı adet kanı kesildikten sonra mezkur renkleri gördüğü zaman hayız günleriyle beraber, toplam süre onbeş günü geçmedikçe hepsi hayızdır." demiştir. El-Ayni : 'Arkadaşlanmızın delili Malik ve Muhammed bin El-Hasan'ın kendi Muvatta'larında Aişe (r.anha)'nın mevlası Ümmü Alkame'den rivayet ettikleri şu haberdir: ''Kadınlar, Aişe (r.anha)'ya. üzerinde hayız kanının sarılığı bulunan pamuk parçasını götürerek namaz kılıp kılamayacaklarını ona sorarlardı. Aişe (r.anha) da onlara: 'Acele etmeyiniz. Pamuğu kan yerinden çıkarırken, kireç gibi beyaz oluncaya kadar namaz kılmayın''' diyerek hayızdan temizlenmeyi beklemelerini emrederdi.'' demiştir. Muhammed: Biz bununla hükmederek kadın, kırmızı veya sarı veyahut bulanık renk gördükçe temizlenmez ve bembeyaz; renk görünce temizlenmiş olur, deriz, demiştir
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 648 numaralı hadis
The Book of Purification and its Sunnah
Ümmü Seleme (r.anha)'dan rivayet edildiğine «öre şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında lohusa kadın kırk gün (namazsız) otururdu. Ve biz kelef (lekesiz) den dolayı yüzlerimizi vers (Yemen za'feran bitkisi) ile sıvardık." AÇIKLAMA : El-Hafız, Et-Telhis'te: Bu hadisi Ahmed, Ebu Davud, Tirmizi, İbn-i Mac, Darekutni ve El-Hakim rivayet etmişlerdir, demiştir. Nevevi: Fıkıhçılardan bir cemaat bu hadisi zayıf görmüşlerse de, bu görüş merduddur. İbn-i Mace'nin Enes (r.a)'den rivayet ettiği (649 nolu) hadis, onun şahididir, demiştir. Hadiste geçen bazı kelimeler: Nufesa: Doğum anında veya doğumu müteakip kan gören kadına nufesa denir. Bu kelimenin çoğulu "Nifas'tır. Vers: Sarı bir ottur. Yemen'de bulunur. Kış ile yaz arasında çıkar. Boya işlerinde kullanılır. Ona Yemen za'feran bitkisi denir. Kelef: Siyah ile kırmızı arasında bir renk halinde, bazen de bulanık kırmızı halinde ve susam şeklinde yüzde beliren lekedir. Doğumdan dolayı görülen bu lekeyi tedavi etmek için vers'i yüzlerine sürdükleri anlaşılıyor. Lahusa kadının kırk gün oturmasından maksad, kırk gün namaz kılmaması ve hayızlı kadın gibi hareket etmesidir. Bu süre, bazı lahusalara göredir. Umumi değildir. Çünkü bir asrın bütün kadınlarının lahusalık veya kanını görmek süresinde müttefik olmaları düşünülemez. Bu süre dolmadan önce kanı kesilip temizlenen kadınların kırk günün dolmasını beklemeden hemen ğusül edip namaza başlamaları gerekir. Bundan sonra gelecek olan (649 nolu) hadis de bu durumu aydınlatır. LOHUSALIK HALİNİN EN UZUN SÜRESİ HAKKINDAKİ ALİMLERİN GÖRÜŞLERİ : 1- Ömer bin EI-Hattab, Osman, Ali. İbn-i Abbas. Enes bin Malik, Aişe. Ümmü Seleme, Süfyan-ı Sevri. Ebu Hanife ile arkadaşları Ahmed ve İshak bin Rahuyye (r.anhum) : Lahasalık halinin azami süresi 40 gündür, demişlerdir. İlim ehlinin ekserisinin kavli budur. Delilleri bu hadistir. 2- Şa'bi, Ata' ve Şafii'ye göre azami süre 60 gündür. 3- Malik'ten rivayet edildiğine göre kendisi ilk zamanlar i . Şa'bi ve arkadaşları gibi söylüyordu. Sonra bu sözden rücu' ederek; Bu husus kadınlara sorulmalıdır, demiş ve muayyen bir sınır koymamıştır. Lakin onun arkadaşları, ilk kavli üzerinde durup, rastlanan vakıaların en uzun süresi budur, demişlerdir. Hasen-i Basri ise: Azami süre 50 gündür, demiştir. EI-Menhel yazarı bu nakilleri yaptıktan sonra: Sürenin azamisinin 40 gün olduğuna dair deliller, birbirini takviye ediyorlar, diyerek hadisleri nakleder. Tirmizi: Sahabilerin, tabiilerin ve onlardan sonra gelenlerin alimleri lohusa kadın 40 gün'e kadar namazı bırakır, ancak daha önce temizlenmiş olduğunu görürse derhal ğusledip namaz kılar. 40 günden sonra kan görürse, alimlerin ekserisine göre kadın 40 gün bitti mi namazı terk etmeyecektir. demiştir. LOHUSALIĞIN EN AZ SÜRESİ HAKKINDAKİ ALİMLERİN GÖRÜŞLERİ : Şafii, Maliki ve Hanbeli alimlerine göre lohusalığın en az süresi için bir sınır yoktur. Ysni kan, bir an gelip kesilebilir ve lohusa kadın o halden çıkmış sayılır, ğusleder, namaza başlar. Ebu Hanife ve arkadaşlarının ibadet bakımından görüşleri de budur. Şayet boşanma veya ölüm nedeniyle kadının iddetinin hesaplanmasına ihtiyaç olursa Ebu Hanife'ye göre lohusalığın en az süresi 25 gündür, Ebu Yusuf'a göre 11 gündür, Muhammed'e göre bir saattır, Sevri'ye göre en az süre üç gündür
Derece: Hasan Sahih