Sahih-i Buhari, 5631 numaralı hadis
Drinks
Sümame b. Abdullah'tan, dedi ki: "Enes su içtiği zaman kab(ın dışın) da iki ya da üç defa nefes alırdı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in de üç kere nefes aldığını söylemiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "İki ya da üç nefes ile içmek." Başlıkta zikrettiği hadisin lafzında: "Nefes alırdı" denildiğihalde, kendisi bu şekilde başlığı tespit etmiştir. Böylelikle bu başlık altında zikrettiği hadis ile bundan bir önceki hadisi bir arada telif etmek istemiş gibidir. Çünkü bu iki hadis zahirleri itibariyle birbiriyle tearuz (çatışma) halindedir. Birinci hadis kapta nefes alıp vermeyi yasaklamak hususunda sarih iken, ikincisi nefes alınıp verileceğini söz konusu etmektedir. Bu durumda bu hadisleri iki ayrı hal ve durum için yorumlamak gerekir. Yasaklama hali kabın içerisinde nefes alıp vermek ile ilgilidir, nefes alma hali de kabın dışında nefes alıp verme ile ilgilidir. İbn Mace'de Ebu Hureyre'den merfu olarak zikredilen hadiste şöyle denilmektedir: "Herhangi biriniz bir şey içtiği vakit kabın içerisinde nefes alıp vermesin. Tekrarlamak istediği takdirde kabı biraz uzaklaştırsın, sonra isterse bir daha tekrar içsin." el-Esrem der ki: Bu hususta rivayet farklılığı, cevaza ve üç defa nefes alıp vermenin tercih edildiğine delildir. Kabın içerisinde nefes alıp vermenin yasaklanışından maksat ise kabın içine girecek şekilde nefes alıp vermemesidir. Yoksa dinlenmek amacıyla kabın dışında nefes almak değildir. Bu hadis bir nefeste içmenin caiz oluşu hususunda Malik'in lehine delil gösterilmiştir. İbn Ebi Şeybe, Said b. el-Müseyyeb 'in ve bir başka kesimin bunu caiz gördüklerini rivayet etmektedir. Ömer b. Abdulaziz de şöyle demiştir: Ancak kabın içerisinde nefes alıp vermek yasaklanmıştır. Nefes alıp vermeyen bir kimse ise arzu ederse bir nefeste de içebilir. Derim ki: Bu, güzel bir ayrımdır. Nitekim Hakim'in rivayet ettiği Ebu Katade yoluyla gelen merfu hadiste tek bir nefesle içme emri de varid olmuştur. İşte bu da sözü geçen bu farklı hallere göre yorumlanır. el-Mühelleb dedi ki: İçerken nefes alıp vermenin yasaklanması, yemeğe ve içilin şeye üflemenin yasaklanması gibidir. Yani bu bazen insanın tükürüğünün bulaşması ve böylelikle içenin bundan tiksinip onu pisolarak değerlendirmemesi içindir. Çünkü bu gibi hallerde tiksinmek, insanların çoğunun tabiatlarında görülen bir haldir. Bunun yasak oluşu da başkası ile birlikte yiyip içmesi hali ile ilgilidir. Kendisi tek başına iken yahut eşi ile ya da yaptıklarından hiçbir şekilde tiksinmediğini bildiği kimselerle beraber iken böyle davranmasında bir beis yoktur. Derim ki: Ama daha uygun olan yasağın genelolarak bütün hallerde olduğunu kabul etmektir. Çünkübütün bunlarla birlikte yine de bir artı ğın kalmayacağından, kabın kirlenmeyeceğinden ya da benzeri bir halden emin olunamaz. İbnu'l-Arabı dedi ki: İlim adamlarımız şöyle demişlerdir: Bu mekarim-i ahlaktandır. Fakat bir kimsenin kardeşine tiksineceği şeyi uzatması da haramdır. Eğer kendi başına bunu yapıp sonra başkası yanına gelir, onu uzatacak olursa, arkadaşına yaptığını söylemesi gerekir. Bildirmeyecek olursa onu aldatmış olur. Aldatmak ise haramdır
Sahih-i Buhari, 5632 numaralı hadis
Drinks
Ebu Leyla'dan, dedi ki: "Huzeyfe Medain'de bulunuyordu. Kendisine su verilmesini istedi. Bir dihkan (Medain eşrafından birisi) ona gümüş bir kase getirdi. Huzeyfe o kaseyi ona doğru fırlatarak: Benim bunu atmamın tek sebebi, bu işi yapmamasını (defalarca) söylediğim halde bundan vazgeçmeyişidir. Halbuki Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de bizlere ipek ve atlas giyinmeyi, altın ve gümüş kaplarda içmeyi yasaklamış ve: Bunlar bu dünyada onlarındır, (kafirlerin) ahirette de sizlerindir diye buyurdu, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Altın kaplarda içmek." İbnulI-Münzir altın ve gümüş kaplarda içmenin haram olduğu üzerinde icmal bulunduğunu nakletmiştir. Tabilnden birisi olan Muaviye b. Kurra bundan müstesnadır. Bu husustaki nehiy ona ulaşmamış gibidir. Şafii'nin de kadim görüşüne göre -ki onun kullandığı ifade Harmele'de nakledilmiştir- buradaki nehiy tenzih içindir. Çünkü bu yasağın illeti Acemlere benzemeyi ihtiva etmesidir. Ama yeni mezhebindeki açık ifadesi, haram olduğu şeklindedir. Mezhebine mensup kimi ilim adamı ondan, onun bu hususta kat'i olarak haram olduğunu söylediğini nakletmiştir. Ona yakışan da budur. Çünkü bundan sonraki başlıkta geleceği üzere bunları kullanmaya ka.rşı cehennem ateşinin tehdidi sabittir. Eğer ŞafiiIden diye nakledilen görüş ondan gerçekten sabit olmuş ise sözü geçen hadis ona ulaşmadan önce bu görüşünü belirtmiş olabilir. Diğer taraftan Harmele'de ondan diye yapılan nakilde bir yanılma olduğunu destekleyen husus da şudur: et-Takrib adlı eserin sahibi Zekat bölümünde Harmele'de onun kullandığı ibarelerden altın ya da gümüş kap edinmenin haram kılınışına dair ifadeleri nakletmiş bulunmaktadır. Edinmek haram ise kullanmanın haram oluşu öncelikle söz konusudur. Daha önce değinilen illet ise ittifakla kabul edilmiş bir illet değildir. Aksine ilim adamları bu husustaki nehyin çeşitli illetlerini de söz konusu etmişlerdir. Fakirlerin kalplerini kırmak yahut büyüklenmek ve israf ile iki nakdin (altın ve gümüşÜn) piyasada az bulunmalarına sebep teşkil etmek gibi gerekçeler bunlar arasında sayılmıştır. "Huzeyfe Medain'de iken ... " Medain, Dicle kenarında büyük bir şehir olup onunla Bağdat arasında yedi fersah vardır. Medain, Fars krallarının kaldıkları şehir idi. Kisra'nın meşhur Eyvan'ı da oradadır. Medain, Ömer radıyallahu anh'ın halifeliği döneminde h. 16 yılında Sa'd b. Ebi Vakkas'ın kumandanlığında fethedilmiştir. Huzeyfe de önce Ömer radıyallfıhu anh'ın halifeliği döneminde, sOnra da Osman döneminde ve onun şehadetinden sonra, vefat edene kadar Medain valiliği ni yapmıştır. "Kendisine su getirilmesini istedi. Bir dihkan ona ... getirdi." Dihkan Farsça'da kasabanın büyüğü demektir. Yiyecekler bahsinde Seyf yoluyla Mücahid'den o İbn Ebi Leyla'dan "Huzeyfe'nin huzurunda idiler. O kendisine su getirilmesini istedi. Bir Mecusi ona su getirdi. .. " diye geçmiş idi. "Gümüş bir kase ile." Müslim'de "Abdullah b. Ukeym yoluyla Huzeyfe'nin huzurunda idik. Bir dihkan ona gümüş bir kap içerisinde bir içecek getirdi ... " şeklindedir. "Ve: Bunlar dünya da onların (kafirlerin)dir ama ahirette de bunlar sizin olacaktır." el-İsmaill dedi ki: "Dünyada" lafzı onların bu dünya hayatında bunları kullanmalarının mubah kılındığı anlamına gelmez; ama "onlarındır" ifadesinden kasıt, Müslümanlara muhalefet olarak onlar bunları kullanırlar, demektir. Aynı şekilde "ahirette ise sizindir" yani dünya hayatında bunu terk etmenize kafşılık mükafat olarak siz bunları ahirette kullanacaksınız. Ama bunları kullanmak suretiyle dünyada Allah'a karşı geldiklerinden, ceza olarak bunu ahirette kullanamayacaklardır
Sahih-i Buhari, 5633 numaralı hadis
Drinks
ibn Ebi Leyla'dan, dedi ki: "Biz Huzeyfe ile birlikte çıktık. Huzeyfe Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu zikretti: Altın ve gümüş kaplarda içmeyiniz. İpek ve atlas da giyinmeyiniz. Çünkü bunlar kıyamet gününde onlarındır, ahirette de sizin olacaktır
Sahih-i Buhari, 5634 numaralı hadis
Drinks
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevcesi Ümmü Seleme'den rivayete göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Gümüş kab'dan içen bir kimse aslında karnına yudum yudum cehennem ateşini doldurur
Sahih-i Buhari, 5635 numaralı hadis
Drinks
Bera b. Azib'den, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize yedi şeyemretti, yedi şeyi de yasakladı: Bize hastayı ziyaret etmeyi, cenazelerin arkasından gitmeyi, aksırıp elhamdulillah diyene yerhamukellah demeyi, davette bulunanın davetine icabet etmeyi, selamlaşmayı yaygınlaştırmayı, mazluma yardım etmeyi ve yemin verenin yeminini yerine getirmesini emretti. Diğer taraftan bize altın yüzük takmayı, gümüş içinde içmeyi -ya da gümüş kaptan içmeyi- içi pamukla doldurulmuş, yüzleri atlas ve ipek olan eğer ve semeı-ler üzerine konulan küçük yastıklar kullanmayı, el-kassiy denilen ipek katılmış elbiseler kullanmayı, ince ipek, kalın ipek ve atlastan elbiseler giyinmeyi yasakladı. " Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu hadislerde altın ve gümüş kapIal'da yemenin ve içmenin erkek ya da kadın bütün mükelleflere haram olduğu ve bunların kadınların süs eşyaları gibi olmadığı belirtilmektedir. Çünkü bunlar herhangi bir şekilde kadın için mubah kılınan süs eşyaları ile ilgisi olmayan şeylerdir. Kurtubi ve başkaları şöyle demektedir: Hadis-i şerifte yemek ve içmek için altın ve gümüş kapların kullanılmasının haram olduğu belirtilmektedir. Koku sürünmek, sürmedanlık ve diğer kullanım şekilleri de bunlara dahildir. Cumhur da böyle demiştir. Daha önce geçtiği üzere kullanım dışındaki amaçlar için kap edinme hususundaysa görüş ayrılığı vardır. Daha meşhur olan, bu tür kapları edinmenin dahi yasak olduğudur. Cumhurun görüşü de budur
Sahih-i Buhari, 5636 numaralı hadis
Drinks
Ümmü'l-Fadl'dan rivayete göre "Ashab Arafe günü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in oruçlu olup olmadığı hususunda şüphe ettiler. Ona içinde süt bulunan bir kase gönderildi. O da o sütü içti." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kase, bardak ve çanaklarda içmek." Yani bu mübah mıdır? Yoksa fasıkların şiarından olduğu için yasak mıdır? Muhtemelen Buhari bu kaplarda içmenin fasıkların şiarınd~m olsa dahi (mübah) olabileceğine işaret etmek istemiştir. Çünkü burada asıl göz önünde bulundurulan, içilen şeydir ve onların özel içme şekilleridir. Bu gibi hallerde onlara benzemeye çalışmak mekruhtur. Fakat bunun böyle olması, eğer bu hallerden uzak kalınabiliyorsa, kase ve benzeri kapIal'da içmenin mekruh olmasını gerektirmez
Sahih-i Buhari, 5637 numaralı hadis
Drinks
Sehl b. Sa'd r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Araplardan bir kadından söz edildi. O da Ebu Useyd es-Saidl'ye, o kadına haber göndermesini emir buyurdu. Ebu Useyd kadına haber gönderdi. Kadın gelip, Saide oğullarına ait bir kalede konakladı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem evinden çıkıp kadının yanına geldi. Kadının bulunduğu yere girince, başını önüne eğmiş bir kadın ile karşılaştı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onunla konuşunca kadın: Senden Allah'a sığınınm, dedi. Nebi: Ben de senin benden sığınmanı kabul ettim, dedi. Kadına: Bunun kim olduğunu biliyor musun, diye sordular. Kadın hayır, dedi. Ona: Bu Hasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'dır. Sana evlenmek için talip olmak üzere gelmişti, dediler. Kadın: Demek ki ben çok bedbaht birisiymişim, dedi. O gün Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem dönüp geldi ve nihayet Saide oğulları sakifesi (sundurması) altında arkadaşları ile birlikte oturdu. Sonra da: Ey Sehl bize su ver, buyurdu. Ben onlara işte bu kaseyi çıkardım, onunla onlara su ikram ettim, dedi." (Hadisi Sehl'den rivayet eden Ebu Hazim dedi ki:) Sehl bize o kaseyi çıkardı. Biz de ondan içtik. (Ebu Hazim) dedi ki: Bundan sonra Ömer b. Abdulaziz (Medine valisi iken) bunun kendisine hibe edilmesini istedi. O da o kaseyi ona hibe etti
Sahih-i Buhari, 5638 numaralı hadis
Drinks
Asım el-Ahvel'den, dedi ki: "Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kasesini Enes b. Malik'in yanında gördüm. -Bu kase çatlamıştı da onu gümüş telle bağlamıştı.- Asım dedi ki: O kase nudar ağacından yapılmış, enlice, güzel bir bardak idi. Yine Asım dedi ki: Enes: Andolsun Hasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bu kas e ile şu kadar şu kadardan fazla defa su içirmişimdir, dedi." Asım dedi ki: İbn S1r1n de şöyle dedi: "Bu kasenin demirden bir halkası vardı. Enes onun yerine altın ya da gümüş bir halka koymakistemişti de Ebu Talha ona: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yaptığı hiçbir şeyi sakın değiştirme, dedi. Enes de vazgeçti." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kasesinden ... " Onun bereketinden istifade etmek üzere "içmek." "Abdullah b. Selam bana dedi ki." Abdullah meşhur sahabidir. Daha sonra Sehl b. Sa'd'ın el-Cevniyye diye bilinen kadının olayını ve bu kadının Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisine talip olmak üzere geldiği sırada ondan Allah'a sığınması hadisesini nakletmektedir. Bu hadiseye dair geniş açıklamalar Talak bölümünün baş taraflarında (5255 ve 5256.hadislerin şerhinde) geçmiş bulunmaktadır. "Kadın: Demek ki ben çok bedbahtmışım, dedi." Bu sözlerinden maksadı Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile evlenme fırsatını kaçırdığı için bedbaht olduğunu ifade etmektir. "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem geri dönüp Saide oğulları Sakifesinde (sundurmasının altında) oturdu." Sakife, Ebu Bekir es-Sıddık radıyallahu anh'a halifelik için bey'atin gerçekleştiği yerdir. Hadisten çıkan sonuçlar 1- Arkadaşlara karşı teklifsiz olmak ve arkadaşının yanında yiyecek, içecek ne varsa getirmesini istemek, 2- Arkadaşını künyesi ile çağırarak onu tazim etmek, 3- Salihlerin eserlerinin bereketinden yararlanmak istemek, 4- Arkadaşından kendisine ağır gelmeyecek şeyleri hibe etmesini istemek, mümkündür. "O nudar ağacından enli, güzel bir kase idi." Nudar, odunun ve her şeyin katıksız olanına denilir. Bunun aslının neb' denilen Arabistan kirazından olduğu, renginin de sarıya çaldığı söylenir. Ebu Hanife ed-Dıneverı: Bu, kap yapmak için kullanılabilecek en kaliteli kerestedir, demiştir
Sahih-i Buhari, 5639 numaralı hadis
Drinks
Cabir b. Abdullah r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte idim. İkindi namazı vakti girmiş, beraberimizde de çok az miktarda bir sudan başkası yoktu. Bu az miktardaki su, bir kaba konularak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e getirildi. O da elini o suyun içine soktu ve parmaklarını açtı. Daha sonra da: Haydi ab de st alacaklar gelsin, bereket Allah'tandır, diy~ buyurdu. And olsun suyun, parmakları arasından kaynadığını gördüm. (O seferde bizimle beraber bulunan) insanlar ab de st aldılar ve içtiler. Ben de içebildiğim kadarını içmek konusunda elimden geleni esirgemedim. Çünkü onun bere15et olduğunu öğrenmiştim." (Ravilerden Salim b. Ebi'l-Ca'd) dedi ki: "Ben Cıı.bir'e: O gün kaç kişi idiniz, diye sordum. O: Bin dört yüz kişi idik, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bereket için içmek ve bereketli sudan içmek." el-Mühelleb dedi ki: Sudan bereketli diye söz edilmesi, kendisine bereket ihsan edilerek mübarek kılınan şeye de bereket denilmesi dolayısı iledir. "Elimden geleni esirgemedim." Yani bereketli olu~u dolayısıyla bu sudan alabildiği kadar çok içmeye çalı~tığını anlatmak istemektedir. İbn Battal dedi ki: Bu hadisten anlaşıldığına göre mucize yoluyla bereketin açıkça görüldüğü yemek ya da içmekte aç gözlülük de, israfa girmek de söz konusu değildir. Hatta bundan çokça elde etmeye çalı~mak, müstehaptır
Sahih-i Buhari, 5640 numaralı hadis
Patients
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevcesi Aişe r.anha'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Batan bir dikene varıncaya kadar Müslüman'a gelip çatan her bir musibet karşılığında Allah, mutlaka onun günahlarının bir kısmını örter
Sahih-i Buhari, 5641 numaralı hadis
Ebu Said el-Hudri ve Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Batan bir dikene varıncaya kadar Müslüman'a isabet eden herhangi bir yorgunluk, hastalık, keder, üzüntü, eziyet ve gam sebebiyle mutlaka Allah, bunlara karşı olarak günahlarının bir kısmını affeder." Diğer tahric edenler: Tirmizi, Cenaze; Müslim, Birr ve Sıla
Sahih-i Buhari, 5642 numaralı hadis
Patients
Ebu Said el-Hudri ve Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Batan bir dikene varıncaya kadar Müslüman'a isabet eden herhangi bir yorgunluk, hastalık, keder, üzüntü, eziyet ve gam sebebiyle mutlaka Allah, bunlara karşı olarak günahlarının bir kısmını affeder." Diğer tahric edenler: Tirmizi, Cenaze; Müslim, Birr ve Sıla
Sahih-i Buhari, 5643 numaralı hadis
Patients
Abdullah b. Ka'b'dan, onun babasından rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: Mu'min kimsenin misali, yeni bitmiş bir ekin gibidir. Rüzgar üzerine nereden eserse onu eğer. Bu ekin dimdik doğrulduğu vakit bela ile bir tarafa eğilir. Facir kimse ise -Allah dilediği vakit kökünden imha edinceye kadar- sert ve dimdik duran bir dağ servisine benzer." Bu Hadis 7466 numara ilede geçiyor
Sahih-i Buhari, 5644 numaralı hadis
Patients
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:: "Mu'min kişinin benzeri, bir sap üzerinde biten ekin gibidir. Hangi taraftan ona rüzgar esip gelirse, rüzgar onu eğer. Doğrulduğu zaman rüzgar belası ile yine eğilir (fakat yıkılmayıp doğrulur, doğru kalır). Haktan yüz çeviren fadr kişinin benzeri de sert ve düz çam gibidir ki, Allah onudilediği vakit (bir defada) söküp kırıncaya kadar dimdik olmakta devam eder" Diğer tahric edenler: Tirmizi Emsal; Müslim, Sıfat-il: Kıyame BU HADİS’İN FACİR, KAFİR MÜNAFIK’IN KUR’AN’DAN FAYDALANAMAYACAĞINA DELİL OLDUĞU SAYFA İÇİN BURAYA TIKLAYIN
Sahih-i Buhari, 5645 numaralı hadis
Patients
Ebu Hureyre r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah kimin hakkında hayır murad ederse ona musibet verir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Rahman, Rahim Allah'ın adıyla. Hastalar bölümü. Hastalığın keffaret oluşu hakkında varid olmuş buyruklar." Burada maksat, mu'minin karşı karşıya kaldığı hastalığın acıları sebebi ile günahlarının örtüldüğünü anlatmaktır. "Ve yüce Allah'ın: "Kim bir kötülük işlerse onun karşılığını görür."(Nisa, 123) buyruğu." İbnu'l-Müneyyir dedi ki: Hulasa, hastalığın günahlar için bir keffaret sebebi olması söz konusu olduğu gibi günahlara karşılık bir ceza olması da söz konusudur. İbn Battal dedi ki: Tevil ehlinin çoğunluğunun kanaatine göre ayetin anlamı şudur: Müslüman, işlemiş olduğu günahlar karşılığında dünya hayatında karşı karşıya kaldığı musibetler ile cezalandırılır ve böylelikle bu musibetler o günahlara keffaret olur. Ayetin nüzul sebebi hakkında varid olmuş hadisler, Buhari'nin şartına uymadığından bu ayet-i kerimeyi zikrettikten sonra şartına ve çoğunluğun ayetin tevili ile ilgili olarak benimsediği görüşe uygun düşen hadisleri kaydetmiş bulunmaktadır. Bu hadislerden birisi de İmam Ahmed'in rivayet edip İbn Hibban'ın da sahih olduğunu belirttiği Ubeyd b. Umeyr yoluyla gelen Aişe'nin rivayet ettiği şu hadistir: "Bir adam şu: "Kim bir kötülük işlerse onun karşılığını görür" ayetini okudu ve: Bizler işlemiş olduğumuz bütün ameller dolayısıyla karşılık görürsek o takdirde helak olduk demektir, dedi. Bu husus Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ulaşınca, şöyle buyurdu: Evet, dünya hayatında bedeninde kendisine rahatsızlık veren herbir musibet ile yaptığı o kötülüğün karşılığını (cezasını) çeker." Hadisi Ahmed ve yine sahih olduğunu belirterek İbn Hibban da Ebu Bekir es-Sıddik yoluyla rivayet etmiştir. "Eb cı Bekir: Ey Allah'ın Rasulü, yüce Allah: "İş ne sizin kuruntularınıza, ne de kitap ehlinin kuruntularına kalmıştır. Kim bir kötülük yaparsa onun cezasını görür." (en-Nisa, 41123) diye buyurmuşken, halimizin düzelmesini nasıl ümit edebiliriz, dedi. Allah Resulü şöyle buyurdu: Allah sana mağfiret buyursun ey Ebu Bekir, sen hastalanmaz mısın, üzülmez misin? Ebu Bekr: Evet, hastalanınm da, üzülürüm de, dedi. Bu sefer: İşte kötülüğünüze karşılık olarak verilen ceza budur, diye buyurdu." Müslim de Muhammed b. Kays b. Mahreme yoluyla Ebu Hureyre'den şu rivayeti zikretmektedir: "Şu: "Kim bir kötülük işlerse, onun cezasını görür" ayeti nazil olunca MüslÜmanları çok ileri derecede etkiledi. Bu sefer Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Siz birbirine yakın zamanlarda iyilik yapmaya çalışın. İşinizi doğrultun. Müslümanın karşı karşıya kaldığı her bir musibette günahlarına bir keffaret vardır. Karşı karşıya kaldığı bir musibete ve ona batan dikene varıncaya kadar." "Mutlaka onun karşılığında Allah onun günahlarını affeder." Ahmed'in kaydettiği rivayette: "Mutlaka onun günahına keffaret olur" şeklindedir. Yani bu, işlemiş olduğu masiyet sebebiyle ona bir ceza olur. Bu da günahının bağışlanmasına sebep olur, demektir. Bu hadis Şeyh Izzuddin b. Abdusselam'ın: "Bazı cahiller musibete uğramış bir kimseye edr verilir, zanneder. Ancak bu açık bir hatadır. Çünkü sevap ve ikab (ceza) ancak kazanılan şeyler karşılığında verilir. Musibetler ise bu türden değildir. Aksine edr, sabır ve rızaya karşılıktır" şeklindeki sözlerini reddetmektedir. Bu sözlerinin reddediliş şekli şöyledir: Sahih hadisler sadece musibetin gelip çatması sebebi ile bile ecrin sabit olduğu konusunda çok açık ifadeler taşımaktadır. Sabır ve rıza ise musibet sevabından ayrı olarak sevapıarını görmesi mümkün olan, ayrıca mükafatları verilen işlerdir. el-Karafi dedi ki: Musibetler kesinlikle günahlara keffaret olurlar. O musibetlere ister rıza gösterilsin, ister gösterilmesin. Ama bu musibetlerle birlikte onlara rıza gösterilirse, günahlara keffaret oluşları daha da çok olur, değilse azalır. Evet, Karafi böyle demektedir. Tahkikin sonucu ise şudur: Musibet ona denk bir günaha keffarettir. Rıza sebebi ile de kişi edr alır. Eğer musibete uğrayanın bir günahı yoksa kişiye ona denk düşecek bir sevap verilir. "Ekin" (karşılığı verilen): "el"Hame" lafzı hakkında el-Halil şöyle demektedir: el-Hame, ekinin tek bir gövde üzerinde ilk bitmesi halidir. Hadis Ahmed'de, Cabir'in rivayetiyle şöyledir: "mu'minin misali başağa benzer. Bazen dimdik durur, bazen de eğilir." "Dağ servisi (el-erze)." Hattabı der ki: el-Ereze (şeklinde ra harfi) fethalı olarak el-erz'in tekilidir. Bu da denildiğine göre es-sanevber (dağ servisi) denilen ağaçtır. Dilciler: Bu dimdik duran, sert, esen rüzgarın hareket ettirmediği bir ağaçtır, derler. Buna el-Erzen adı da verilir. "Sert: Sammal', yani hiç oyuğu bulunmayan sert ve sağlam demektir. "Allah kimin hakkında bir hayır murad ederse ona musibet verir." Ebu Ubeyd el-Herevı: Karşılığında ona sevap vermek üzere onu musibetlere müptela kılar, diye açıklamıştır. Bu hadislerde her mu'mine pek büyük bir müjde vardır. Çünkü Adem oğlu hastalık, keder, üzüntü ve buna benzer sözü edilen hallerden çoğunlukla kurtulamaz. Hastalıklar, ağrılar, -bedenı ya da kalbı- acılar, bunlarla karşı karşıya kalan kimselerin günahına keffaret olurlar. Bundan sonraki başııkta İbn Mesud'un rivayet ettiği hadiste şöyle denilecektir: "Müslümana isabet eden herbir eziyet karşılığında mutlaka Allah da onun günahlarını döker." Hadisin zahirinden bütün günahları genelolarak kapsadığı anlaşılmaktadır. Fakat cumhur bunu küçük günahlar diye tahsis etmişlerdir
Sahih-i Buhari, 5646 numaralı hadis
Patients
Aişe r.anha'dan, dedi ki: "Ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den daha şiddetli ağrı çeken kimse görmedim
Sahih-i Buhari, 5647 numaralı hadis
Patients
Abdullah r.a.'dan, dedi ki: "Hastalığı esnasında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gitmiştim. O sırada ateşi yükselmiş, şiddetli bir şekilde hummaya tutulmuştu. Sen çok şiddetli bir şekilde hummaya tutulmuş, sarsılıyorsun. Bunun sebebi sana iki kat ecir verilmesi midir, dedim. O: Evet, bir müslümana isabet eden herbir eziyet karşılığında mutlaka Allah o kimsenin günahlarını, ağacın yapraklarının döküldüğü gibi döker, buyurdu. " Bu Hadis 5648, 5660, 5661 ve 5667 numara ilede geçiyor
Sahih-i Buhari, 5648 numaralı hadis
Patients
Abdullah'tan, dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna girdim. O sırada hummadan sarsılıyordu. Ey Allah'ın Rasulü, Sen hummadan dolayı çok şiddetli bir şekilde sarsılıyorsun, dedim. O: Evet, ben sizden iki kişinin hummadan çektiği kadarını çekiyorum, diye buyurdu. Ben: Bunun sebebi sana iki kat ecir verilmesi midir, diye sordum. O, evet bu böyledir. Batan bir diken ve daha yukarısı olsun, Müslümana isabet eden herbir eziyet karşılığında mutlaka Allah da onun günahlarını affeder. Tıpkı ağacın yapraklarını döktüğü gibi, diye cevap verdi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "İnsanlar arasında belası en ağır olanlar, nebilerdir. Sonra faziletçe onlardan sonra gelenler, !onra onlardan sonra gelenler." Bu başlığın birinci kısmı Darimı ve Nesai'nin es-.Sünenull-Kubra'da, İbn Macelnin, sahih olduğunu belirterek TirmiziInin, ıbn Hibban'ın ve Hakim'in rivayet ettikleri hadisin bir bölümündedir. Hepsi de bu hadisi Asım b. Behdele yoluyla Mus'ab b. SaId b. Ebi Vakkas'dan, o babasından diye rivayet etmişlerdir: "Sa'd b. Ebi Vakkas dedi ki: Ey Allah'ın Resulü, insanlar arasında belası en ağır olanlar kimlerdir, diye sordum. O: Nebilel'dir, sonra sırasıyla onlardan sonra gelenler, sonra sırasıyla onlardan sonra gelenlerdir. Kişi dinine göre belayamaruz kalır, diye buyurdu." Hadiste şu ifadeler de yer almaktadır: "Ve (mu'min) nihayet yeryüzünde üzerinde hiçbir günah bulunmadığı halde yürüyecek seviyeye gelir." Bu hadisi Hakim rivayet etmiştir. ''Yaprakların döküldüğü gibi." Yaprakların etrafa dağınık bir şekilde dökülmesi gibi. Kısacası hadis, hastalığın ağırlaşması halinde ecrin de kat kat artmasına sebep teşkil ettiğini tespit etmektedir. Bundan sonra da şunu eklemektedir: Ecrin kat kat verilmesi, sonunda günahların tamamının dökülmesine sebep olur. Ya da anlam şu şekildedir: Evet, hastalığın şiddetli olması dereceleri yükseltir, aynı şekilde hiçbir günah kalmayıncaya kadar da günahların dökülmesine sebep olur
Sahih-i Buhari, 5649 numaralı hadis
Patients
Ebu Musa el-Eş'ari'den, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Aç olana yemek yediriniz, hastayı ziyaret ediniz, esiri esirlikten kurtarınız, diye buyurdu
Sahih-i Buhari, 5650 numaralı hadis
Patients
Bera b. Azib r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize yedi şeyi emretti, yedi şeyi de yasakladı. Bize altın yüzük kullanmayı, ince ipek, kalın ipek ve atlas giyinmeyi, el-kassiy denilen ipek katılmış kumaşları, eğerler üzerine ipek yüzlü yastıklar kullanmayı yasakladı. Buna karşılık bize cenazelerin arkasından gitmeyi, hastayı ziyaret etmeyi, selamı yaygınlaştırmayı emir buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hastayı ziyaret etmenin vacip oluşu." Bu şekilde Buhari hasta ziyareti emrinin zahiri ne dayanarak kat'i şekilde vacip oluş ifadesini kullanmıştır. Müslim'in rivayetinde: "Beş şey, müslümanın Müslüman üzerinde vacip olan hakkıdır" şeklindedir ve bunu da aralarında zikretmiş bulunmaktadır. İbn Battal dedi ki: Burada emrin aç olana yemek yedirmek, esiri esirlikten kurtarmak gibi kifayet yoluyla vacip anlamında olma ihtimali vardır. Yakınlık bağlarını gözetmek, ülfeti ilerletmek için teşvik olmak üzere mendubluk ifade etme ihtimali de vardır. ed-Oavudı kat'i olarak birincisini dile getirerek şunları söylemiştir: Hasta ziyaretinin farz olduğunu birtakım kimseler başkalarından nakledegelmiş bulunmaktadır. Cumhur Ise: Hasta ziyareti aslında menduptur ama bazı kimseler dışarıda kalmak üzere bazıları hakkında vaciplik derecesine kadar ulaşabilir demişlerdir. Nevevi der ki: Vacip olmadığı üzerinde icma' vardır. Kastı da vacib-i aynı (farz-ı aynı olmadığıdır. Hastayı kollamak, onun durumunu görüp gözetmek, ona yumuşak ve tatlı davranmak da hasta ziyareti kapsamı içerisindedir. Hatta bazı hallerde bu, hastanın neşesinin yerine gelmesine, yeniden gücünü kazanmasına sebep dahi olabilir. Hadis-i şerifte geçen mutlak ifadeler dolayısıyla hasta ziyareti özellikle bazı vakitlerde yapılmak, bazı vakitlerde de yapılmamak gibi bir kayıtla sınırlanamaz. Ama hastanın sabah ve akşam vakitlerinden (birisinde) ziyaret edilmesi adet haline gelmiştir. Hastayı usandıracak yahut hasta sahiPlerine ağır gelecek kadar uzun süre oturmamak hasta ziyareti adabındandır. Eğer herhangi bir zorunluluk uzun süre oturmasını gerektiriyorsa bunda bir sakınca olmaz. Nitekim daha sonra gelen Cabir'in rivayet ettiği hadis de böyledir. Hasta ziyaretinin fazileti hususunda çok sayıda senedi ceyyid hadisler varid olmuştur. Müslim ve Tirmizi'nin zikrettiği Sevban yoluyla gelen şu hadis bunlardan birisidir: "Müslüman bir kimse Müslüman hasta kardeşini ziyaret edecek olursa hep cennetin olgun meyveleri arasında kalmaya devam eder