Sahih-i Buhari, 5470 numaralı hadis
Sacrifice on Occasion of Birth (`Aqiqa)
Enes b. Malik radıyallahu anh'dan, dedi ki: "Ebu Talha'nın bir oğlu hastalanmıştı. Ebu Talha Çıkıp gittikten sonra çocuk vefat etti. Ebu Talha geri döndüğünde: Oğlun ne yaptı, diye sordu. Ümmü Suleym: Öncekinden daha bir sakinleşti, dedi. Sonra Ebu Talha'nın önüne yemeğini koydu, o da akşam yemeğini yedi. Sonra hanımı ile dma' etti. Ebu Talha işini bitirince Ümmü Suleym: çocuğu defnet, dedi. Sabah olunca Ebu Talha Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gitti ve ona olanı anlattı. Allah Rasulü: Siz bu gece cima"ettiniz mi, diye sordu. Ebu Talha: Evet deyince, Allah Rasulü: Allah'ım, gecekrini bu ikisi için mübarek kıl, diye dua etti. Ümmü Suleym bir erkek çocuk doğurdu. Ebu Talha bana: Bu çocuğu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına bu haliyle götürünceye kadar muhafaza et, dedi. Enes de çocuğu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e götürdü. Ümmü Suleym onunla beraber birkaç hurma da gönderdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem çocuğu alınca, beraberinde bir şeyler var mı diye sordu. Evet, birkaç hurma var, dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem O hurmaları alıp çiğnedikten sonra ağzından bir miktar alıp onu çocuğun ağzına koydu ve bununla onu tahnik etti (bunları damağına çaldı) ve ona Abdullah adını verdi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "çocuğu için akika kesmeyecek olan kimsenin doğduğu sabah çocuğuna isim vermesL" el-Rrebd'nin rivayetine göre çocuğuna akika kesmek istemeyen bir kimse ona isim vermeyi yedinci güne kadar geciktirmez. Nitekim İbrahim b. Ebi Musa, Abdullah b. Ebi Talha ve aynı şekilde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in oğlu İbrahim ile Abdullah b. ez-Zubeyr'in doğumu da böyle olmuştur. Bunlardan herhangi birisi hakkında akika kesildiğine dair herhangi bir nakil gelmemiştir. Kendisi için akika kesilmek istenen çocuğa isim vermek, ileride diğer hadislerde geleceği üzere yedinci güne kadar geciktirilir. İşte bu, Buhari'den başkasının gerçekleştirdiğini görmediğim son derece incelikli bir teliftir. "Ve" doğduğu günün sabahında "çocuğa tahnik yapilması." Tahmk, bir şeyin çiğnenip küçük çocuğun ağzına konulması ve bunun damağına çalınarak ovaIanması demektir. Tahnik esnasında bu şeyin karnına gitmesi için ağzını açması gerekir. En iyisi bunu hurma ile yapmaktır. Eğer kuru hurma mümkün olmazsa olgun taze hurma ile yapılabilir. O da olmazsa tatlı bir şey ile yapılır. Arı balı başkasından daha iyidir. Başlıktaki "kendisi için akika kesilmeyecek olan" ibaresinden akikanın vacip olmadığına işaret edildiği anlaşılabilir. Şafii der ki: Akika hususunda iki kişi aşırıya gitmiştir. Bunlardan birisi akika bid'attir diyenler, diğeri ise vaciptir diyenlerdir. Vacip diyen kimse ile el-leys b. Sa'd'a işaret edilmektedir. Bunun bid'at olduğunu söylediği nakledilen kişi ise Eba. Hanife'dir. İbnu'l-Münzir der ki: Rey ashabı akikanın sünnet olduğunu kabul etmeyerek bu hususta sabit olmuş eserlere (rivayetlere) muhalefet etmişlerdir. "Onu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e götürdüm. Ona İbrahim adını verdi ve onu tahnik etti." Bu ifadelerde onun, çocuğunu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna getirmekte elini çabuk tuttuğu ve onun tahnikedilmesinin isim verildikten sonra gerçekleştiğini hissettiren ifadeler vardır. O halde buradan, yedinci günü beklemeksizin çocuğa erken isim verilmesi yoluna gidilebileceği anlaşılmaktadır. Beyhaki der ki: çocuğa doğduktan hemen sonra isim vermeye dair hadisler, onun yedinci gününde isminin verileceğini belirten hadislerden daha sahihtir. Derim ki: Bu hususta zikredilenlerden başka rivayetler de varid olmuştur. elBezzar'da ve İbn Hibban ile Hakim'in Sahih'lerinde sahih bir sened ile Aişe'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem doğumlarının yedinci günlerinde el-Hasen ve el-Hüseyn'in akIka kurbanlarını kesti ve onlara isim verdi." Tirmizi de, Amr b. Şuayb yoluyla onun babasından, ve dedesinden rivayet ettiğine göre (dedesi Abdullah b. Amr İbnu'ı-k şöyle demiştir): "Resulullah s.a.v. bana doğan çocuğuma yedinci gün isim vermemi emir buyurdu." Başlıktaki üçüncü hadis, Esma radıyallahu anha'nın Abdullah b. ez-Zubeyr'in do- . ğurriu ile ilgili hadisidir. Bu hadise dair yeterli açıklamalar daha önceden Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Medine'ye hicreti başlığında (3909.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. "Hamileliğimin son günlerinde iken", yani hamilelik sürem tamamlanmak üzere iken ... "Mübarek olması için dua etti." Ona mübarek kılınması için dua etti. "Cima' ettiniz mi?" tabirinde geçen "arese'r-reculu" aslında erkeğin hanımı ile zifafa girmesi için kullanılır. Aynı şekilde cima' anlamında da kullanılır
Sahih-i Buhari, 5471 numaralı hadis
Sacrifice on Occasion of Birth (`Aqiqa)
Bize Muhammed ibnu'UMüsennâ tahdîs etti. Bize İbnu Ebî Adiyy, İbnu Avn'dan; o da Muhammed ibn Sîrîn'den; o da Enes'ten olmak üzere tahdîs edip bu hadîsi sevketti
Sahih-i Buhari, 5472 numaralı hadis
Sacrifice on Occasion of Birth (`Aqiqa)
Selman b. Amir ed-Dabbi'den, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Erkek çocuk(un doğumu) ile birlikte bir akika vardır. O halde onun için bir kan akıtınız ve ondaki eziyet verici şeyleri izale ediniz." Diğer tahric edenler: Tirmizî, Kurban; Nesâî, Akika Fethu'l-Bari Açıklaması: "AkIkada küçük çocuğun üzerinden eziyet verici şeyleri izale etmek. .. Erkek çocuk(un doğumu) ile birlikte bir akika vardır." Bu hadisin mefhumunu el-Hasen ve Katade delil alarak: Erkek çocuk için akika kesilir, fakat kız çocuğu için kesilmez, demişlerdir. Ancak cumhur bu konuda onlara muhalefet ederek: Kız çocuğun doğumu dolayısı ile de akika kesilir, demişlerdir. Delilleri ise kız çocuğunu açıkça söz konusu eden hadislerdir. Bundan sonra bu hadisleri zikredeceğim. Eğer çocuklar ikiz olur ise her birisi için bir akika kesmek müstehap olur. Bunu İbn Abdilberr, el-leys'ten diye zikretmiş olup ilim adamlarından bunun hilafına bir nakil geldiğini bilmiyorum, demiştir. "Onun adına bir kan akıtınız." Bu hadiste bu şekilde akıtılacak kan ın neyin kanı olduğu müphem bırakılmıştır. Bundan sonra Semura yoluyla gelen hadiste de böyledir, ama bu birden çok hadis tefsir edilip açıklanmıştır. Bunlardan birisi de Tirmizi'nin sahih olduğunu belirterek rivayet ettiği Aişe radıyallahu anha'dan gelen hadis-i şeriftir. Bu hadiste Yusufb. Maheklin rivayeti ile gelmiştir. Buna göre: "Abdurrahman b. Ebi Bekr'in kızı Hafsalnın yanına girdiler ve ona akikaya dair soru sordular. Hafsa onlara Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'in kendilerine erkek çocuğu için birbirine denk iki koyun, kız çocuğu için ise bir koyun kesmelerini emrettiğini haber verdi." Ayrıca bu hadisi dört Sünen sahibi rivayet etmişlerdir. Bunu Ebu Davud ile Nesai de Amr b. Şuayb yoluyla babasından, o dedesinden diye rivayet etmiş olup bu hadisi: "Her kim çocuğu için bir kurban kesmek isterse, o takdirde erkek için birbirine denk iki koyun, kız çocuğu için de bir koyun kessin" hadisini merfu olarak zikretmiştir. Bu hadisi Amrldan rivayet eden Davud b. Kays şöyle demektedir: Ben Zeyd b. Eslem'e: "Birbirine denkılbuyruğu hakkında sordum. O birbirine benzer olsunlar ve her ikisi biri diğerinden geciktirilmeyerek bir arada kesilsinler, diye cevap verdi." Ebu Oavud da Ahmed'den, birbirine denk lafzının, birbirlerine yakın anlamında kullanıldığını nakletmiştir. el-Hattabı der ki: Yani yaşları birbirine denk olmalıdır. Cumhurun görüşüne göre deve ve koyun da kesilebilir. "Eziyet verici şeyler." Ebu Oavud'da, Said b. Ebu Arube ile İbn Avn yoluyla Muhammed b. SMn'den şöyle dediği nakledilmektedir: Eğer eziyetten, rahatsızlık edici şeylerden kasıt, başın traş edilmesi değil ise ne olduğunu bilmiyorum. Hakim'de de Aişe yoluyla gelen hadiste: 'Ve Başlarından rahatsızlık verici şeylerin izale edilmesini emir buyurdu" denilmektedir. Fakat bunun muayyen olarak başın traş edilmesi hakkında söylendiği ileri sürülemez. Taberani'de, İbn Abbas'ın rivayet ettiği hadiste: "Üzerinden rahatsızlık verici şeyler izale edilir ve Başı traş edilir" denilmiş ve böylelikle Başın traşını da ona atfetmiştir. O halde daha uygun olan, rahatsızlık verici şeylerin Başın traş edilmesinden daha genel bir anlamının olduğunun kabul edilmesidir. "Akika hadisi." Buhari'de sözü geçen hadis yer almamıştır. Sanki o, bu hadisin meşhur olması ile yetinerek ayrıca zikretmeye gerek görmemiş gibidir. Sünen sahipleri ise bu hadisi Katade'nin el-Hasen'den, onun Semura'dan bir rivayeti olarak kaydetmişlerdir. Buna göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Erkek çocuk akıkası karşılığında rehin alınmıştır. Bu akika onun için yedinci günü kesilir, başı traş edilir ve ona isim verilir." Tirmizi: Hasen, sahihtir, demiştir; ama Ebu Hureyre'nin rivayetinde "ve ona ad verilir" anlamındaki son kelime zikredilmemiştir. Katade'den bunu rivayet edenler bu kelime hakkında ihtilM etmişlerdir. Çoğunluğu: "Ona ad verilir (anlamında: müsemma şeklinde sin ile)" şeklinde rivayet etmişlerdir; ama Hemmam, Katade'den: "Yudma: Ona kan bulanır" diye dal harfi ile rivayet etmiştir. Abdurrezzak, Ma'mer'den, o Katade'den: Akikasının kesildiği günü ona ad verilir, sonra başı traş edilir, dediği rivayet edilmiştir. Ayrıca o şöyle derdi: Ve Başına kan sürülür. Ancak bunun nesh olduğuna dair birçok hadis vaı-id olmuştur. Bunlardan birisi İbn Hibban'ın Sahih'inde Aişe'den şöyle dediğine dair naklettiği rivayettir: "Cahiliye döneminde küçük çocuk için akika kestikleri takdirde bir pamuk parçasını akika kanına bularlardı. Çocuğun Başını traş ettikten sonra o pamuk parçasını başının üzerine koyarlardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunun üzerine: Kan yerine oraya koku koyunuz, diye buyurdu." Ebu'ş-Şeyh ayrıca "doğan çocuğun başına kanın değdirilmesini nehyetmiştir" fazlalığını da eklemektedir. Bundan dolayı cumhur çocuğa kan bulaştırmayı mekruh görmüştür. İbn Hazm ise bunun müstehap olduğunu Ömer ve Ata'dan nakletmiştir. Ancak İbnu'lMünzir bunun müstehap .olduğu görüşünü el-Hasen ve Katade'den başkasından nakletrriiş değildir. Hatta Ibn Ebi Şeybede sahih bir sened ile el-Hasen'den, onun kan bulamayı mekruh gördüğü dahi nakledilmiş bulunmaktadır. Nebi efendimizin: "Akikası karşılığında rehindir" buyruğunun ne anlama geldiği hususunda da görüş ayn1ığı vardır. el-Hattabi dedi ki: İnsanlar bu hususta görüş aynlığı içindedirler. Bu hususta söylenmiş en güzel görüş Ahmed b. Hanbel'in benimsediği görüş olup o şöyle demiştir: Bu husus, çocuğun şefaati hakkındadır. Yani eğer çocuğun akikasını kesmeyip, çocuk da küçük yaşta ölürse annesi ve babası hakkında şefaatçi olmaz. Şu anlama geldiği de söylenmiştir: Akika gerekli ve kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı dağan çocuk için gerekliliği ve ondan aynlmaz bir şey olduğu, rehinin rehin alan kimsenin elinde oluşuna benzetilmiştir. Bu, akikanın vacip olduğunu kabul edenlerin görüşünü pekiştirmektedir. İbn ebi Şeybe, Muhammed b. SMn'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: Eğer ben benim için akika kesilmemiş olduğunu bilseydim, şüphesiz kendi adıma ben akika keserdim. el-Kaffal da bu görüşü tercih etmiştir. el-Buveyti'de, Şafıl'nin açıkça şunları belirttiği naklediimiştir: Büyük bir kişi için akika kesilmez. Ancak bu, kişinin kendi adına akika kesmesinin men edildiği hususunda açık bir nas değildir. Aksine bu sözleri ile yaşı büyüdüğü takdirde başkası adına kendisinin aklka kesmeyeceğini kastetme ihtimali vardır. Bu sözleriyle de sanki Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in nübüvvetten sonra kendi adına aklka kesmiş olduğuna dair hadisin sabit olmadığına işaret etmek istemiş gibidir. Hadisin durumu da zaten böyledir
Sahih-i Buhari, 5473 numaralı hadis
Sacrifice on Occasion of Birth (`Aqiqa)
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Fera' da yoktur, atire de yoktur." Fera' devenin ilk yavrusudur. Onlar bunu kendi tağutlarına, putlarına keserlerdi. Anre ise Receb ayında kesilen bir kurbanlıktır. Bu Hadis 5474 numarada da geçiyor Diğer tahric edenler: Tirmizi Kurban; Müslim, Edâhî Fethu'l-Bari Açıklaması: "Fera'" el-Muhkem adlı eserde nakledildiğine göre devenin ve koyunun ilk doğurduğu yavruya denilir. Cahiliye dönemi insanları bunları putları adına keserıerdi. Fera' kesilen bir hayvan adı olup, develer, sahiplerinin arzu ettikleri sayıya ulaştığı takdirde kesilirdi. Aynı şekilde develer yüzü bulduğu takdirde her yıl onlardan bir deve anre olarak kesilirdi. Ondan ne develerin sahibi, ne de aile halkı yerdi. Fera' aynı şekilde doğum dolayısıyla yenilen yemek gibi, develerin doğumu dolayısıyla yapılan bir yemek çeşidinin adıdır. İşte buradan Buhari'nin fera' hadisini akIka ile birlikte zikretmesinin münasebeti de ortaya çıkmaktadır
Sahih-i Buhari, 5474 numaralı hadis
Sacrifice on Occasion of Birth (`Aqiqa)
Ebu Hureyre r.a.'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Feral da yoktur, atlre de yoktur" diye buyurmuştur. (Zührl) dedi ki: Fera' develerin ilk doğurduğu yavrunun adı idi. Onlar bunu tağutlarına (putlarına) keserlerdi. Atlre ise Receb ayında olurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Onlar bunları tağutlarına keserlerdi." Ebu Davud ravilerin bazısından şu fazlalığı zikretmiştir: "Sonra onu yerler ve derisi de ağaçların üzerine bırakılırdı." Hadiste nehyin illetine de işaret vardır. Şafiı buradan, kesimin Allah için olması halinde caiz olacağı hükmünü çıkarmıştır. Böylelikle bu hadis ile: "Fera' bir haktır" hadisini bir arada telif etmiş olmaktadır. Bu da Ebu Davud, Nesai ve Hakim'in rivayet ettiği bir hadistir. Hakim'in rivayetinde de aynı şekilde şöyle denilmektedir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ferala dair soru soruldu da o; Fera' bir haktır, senin deveni iki yaına basmış bir dişi deve olana yahut üç yaşına basmış bir erkek deve olana kadar bırakıp Allah yolunda ona yük taşıtman, yahut dul bir kadına onu vermen, senin için eti tüyüne yapışacak halde iken kesme nden ve böylece dişi devenden onu ayırmandan daha hayırlıdır." Şafii, Beyhakl'nin, el-Müzenı'nin ondan diye, onun yoluyla naklettiğine göre şöyle demiştir; Fera' cahiliye dönemi insanlarının kestikleri ve bu yolla mallarının bereketlenmesini diledikleri bir işti. Onlardan herhangi birisi dişi devesinin ya da koyununun ilk yavrusunu daha sonra geleceklerde bereket ihsan edilir ümidiyle keserdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bunun hükmüne dair soru sordular. O da onlara bu hususta onlar için bir kerahet bulunmadığını haber verdiği gibi, Allah yolunda sırtına yük vurulacak hale gelinceye kadar onu bırakmalarımmüstehap olmak üzere emir vermiştir. Hadisteki "bir haktır" buyruğu ise, batıl değildir anlamınadır. Bu da soranın sorusuna göre veriImiş bir cevaptır. Bu hadis ile "fera' da yoktur, anre de yoktur" şeklindeki diğer hadis arasında da bir muhalefet söz konusu değildir. Çünkü hadis vacip bir fera' da yoktur, vacip bir anre de yoktur anlamındadır. Nevevl şöyle demiştir: Şafiı "Harmele"de fera' ve anrenin müstehap olduğunu açıkça ifade etmiştir. Ebu. Davud, Nesai, İbn Mace'nin sahih olduğunu belirterek Hakim ve İbnu'I-Münzir'in Nubeyşe'den şöyle dediğine dair naklettikleri rivayet de bunu desteklemektedir: "Bir adam Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: Bizler cahiliye döneminde iken Receb ayında bir anre keserdik. Bize ne emredersin, diye sordu. Allah Rasulü: Siz hangi ayda olursa olsun Allah için kesebilirsiniz, diye buyurdu. Adam: Biz cahiliye döneminde fera' diye bir kurban keserdik, dedi. Allah Rasulü: Her bir saimede (meralarda yayılan davarlarda) senin davarlarının arasında beslenen bir fera' vardır. Bu yük taşıyabilecek hale geldiği vakit sen de onu keser, etini tasadduk edersin, böylesi daha hayırlıdır, diye buyurdu." Bu hadis-i şeriften anlaşıldığına göre Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem fera' ve anreyi kökünden iptal etmemiştir. Bunların her birisine dair bazı nitelikleri kaldırmıştır. Fera'ın iptal ettiği niteliği, ilk doğduğu sırada kesilmesi niteliğidir. Anrenin iptal ettiği niteliği ise özellikle Receb ayında kesilmesi niteliğidir
Sahih-i Buhari, 5475 numaralı hadis
Hunting, Slaughtering
Adiy b. Hatim r.a.'dan, dedi ki: "Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e el-Mi'rad denilen ok ile avlanan hayvanın durumunu sordum da şöyle buyurdu: Okun keskin tarafının isabet ettiği av'ı ye. Enli tarafı ile isabet alarak ölen hayvan ise vakız (sopa ve odun ile vurularak ölen) av hayvanıdır (onu yeme). Ayrıca ona, köpeğin avladığı hayvanın durumunu sordum. o: Köpeğin senin için tuttuğunu ye. Çünkü köpeğin yakalaması bir tezkiye (şer'l kesim) çeşididir. Eğer köpeğinle yahut köpekleri nı e beraber bir başka köpek bulur da o başka köpeğin onunla birlikte av hayvanını (böylelikle) öldürmüş olabileceğinden korkarsan ondan yeme. Çünkü sen kendi köpeğini salarken Allah'ın adını andın; ama başkası için onun adını anmadın." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ve ona köpeğin avı hakkında soru sordum da, o: Senin için tuttuğundan ye. Çünkü köpeğin yakalaması bir tezkiye (şer'ı kesim)dir, diye buyurdu." Beyan b. Amr'ın, eş-Şa'bı'den naklettiği birkaç başlık sonra gelecek olan rivayette ise: "Eğitilmiş köpeklerini Allah'ın adını anarak saldığın takdirde o köpeklerin senin için yakaladıklarından ye" denilmektedir. Öğretilmiş, eğitilmiş köpeklerden maksat, sahibi tarafından avın üzerine gönderildiği takdirde avın arkasından giden, aVln arkasından gitmeyi bıraksın diye geri çağırdığı vakit gelen, avı yakaladığı takdirde de sahibi için o avı yakalayıp ona dokunmayan köpeklerdir. Bu üçüncü hususun şart olduğu hakkında görüş ayrılığı vardır. Ayrıca av köpeğinin eğitilmiş olduğunun ne şekilde anlaşılacağı konusunda da görüş ayrılığı vardır. el-Beğavı, et-Tehzıb adlı eserinde: Bunun asgari miktarı üç defa bu şekilde tekrarlanmasıdır, demiştir. Ebu Hanife ve Ahmed'den ise iki defa olmasını yeterli gördükleri rivayet edilmiştir. er-Ram de şöyle demektedir: Çoğunluk bunun hakkında bir miktar tespit etmemiştir. Çünkü bu husustaki örf, farklı farklıdır. Ayrıca av hayvanlarının tabiatları da değişiktir. Bundan dolayı örfe Başvurmak gerekmektedir. Mücalid'in, eş-Şa'bi'den, onun Adiy'den diye Ebu Davud ve Tirmizi'de bu hadisin nakledilen rivayetinde, Tirmizi'deki lafzı ile: "Ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e doğanın, şahinin avı hakkında sordum da, o: Senin için yakaladığını yiyebilirsin, diye buyurdu şeklindedir. EbU Davud'un lafzı ile de: "Eğitip öğretmiş olduğun köpek ya da doğanı A1lah'ın adını anarak saldığın takdirde senin için yakaladığından ye. Ben: Eğer öldürmüşse, diye sordum. O: Eğer öldürmüşse, ama ondan bir şey yememişse, diye buyurdu." Tirmizi dedi ki: İlim ehline göre amel (uygulama) buna göredir. İlim adamları da doğan ve çakır kuşlarının avında bir sakınca görmezler. Çakır, atmaca, şahin gibi hayvanlar da doğan hükmündedir. Mücahid ayet-i kerime'de geçen "el-Cevarih" lafzını av köpekleri ve kuşları diye tefsir etmiştir. Cumhurun görüşü de budur. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Hadis-i şerifte avlanma esnasında besmelenin şart olduğu belirtilmektedir. İlim adamları besmelelnin meşruiyeti üzerinde icma' etmekle birlikte, av hayvanınınyenilmesinin helal olması için şart olup olmadığı hususunda ihtilaf etmişlerdir. Şafii ve bir kesime göre -aynı zamanda bu Malik ve Ahmediden gelen bir rivayettir- besmele sünnettir. Eğer kasten ya da unutarak besmeleyi terk ederse hayvanın yenilmesinin helal oluşunu olumsuz olarak etkilemez, demişlerdir. Ahmed'den gelen tercihe değer görüşüne ve Ebu Sevr ile bir kesime göre ise besmele çekmek vaciptir. ÇÜhkü Adiy yoluyla gelen hadiste şart olarak tespit edilmiştir. Ebu Sa'lebe yoluyla gelen hadiste ise bu hayvanın etinden yenilmesi izni besmele çekilmesine bağlı olarak ifade edilmiştir. Ebu Hanife, Maıik, es-Sevr! ve ilim adamlarının büyük bir çoğunluğu ise, kasten değil de unutarak besmeleyi terk eden kimsenin avının yenilmesinin caiz olduğu kanaatindedir. Fakat Malikilerden haram mı yoksa mekruh mu olacağı hususunda farklı rivayetler vardır. Hanefilere göre haramdır. Şafıllere göre ise kasten terk edilmesi hususunda üç hal söz konusudur: Bu husustaki rivayetlerin en sahihi böyle bir hayvanı yemenin mekruh olacağıdır. Bir diğer görüş ise evla olanın aksinedir, diğer bir görüş ise besmeleyi çekmeyi terk ettiği için günahkar olur, ama av hayvanını yemek haram olmaz. Ahmed'den meşhur olan rivayete göre ise av hayvanı ile zebıha (kesilerek yenilen hayvan) arasında fark vardır. Zebıha hususunda bu üçüncü görüşü kabul etmiştir. 2- Hadiste eğitilmiş köpekler vasıtasıyla avlanmanın mubah olduğu da belirtilmiştir. Ancak Ahmed ve İshak siyah köpeği istisna ederek şöyle demişlerdir: Bu köpekle avlanmak helal değildir. Çünkü o bir şeytandır. el-Hasen, İbrahim ve Katade'den de buna yakın bir görüş naklediimiştir. 3- Az önce kaydedilen şartlar çerçevesinde köpeğin yakaladığı avı yemek, boğazlanarak kesilmese dahi caizdir. Çünkü Nebi efendimiz: "Köpeğinin yakalaması bir tezkiyedir (şer'ı bir kesimdir)" diye buyurmuştur. Eğer eğitilmiş av köpeği, avı pençesi ya da azı dişi ile öldürecek olursa onu yemek helaldir. Bu, eğitilip öğretiimiş av hayvanı hakkındadır. 4- Köpek eğitimli olsa dahi yediği av hayvanından yerı:ıek haram kılınmıştır. Hadiste buna gerekçe olarak: "Çünkü o ancak kendisi için av yakalamış olur" endişesi gösterilmiştir. Cumhurun göruşü budur. Şafıl'nin bu husustaki iki görüşünden tercih edileni de böyledir. 5- Yemek ve satmak gibi maksatlar ile av hayvanından yararlanmak için avlanmak mubahtır. Oyalanmak için de böyledir. Ancak avlanırken tezkiye ve yararlanmak amacı şarttır. Malik ise bunu mekruh görmüştür. Cumhur ona muhalefet etmiştir. el-leys ise: Ben bundan daha çok batıla benzeyen hak bir iş bilmiyorum, demiştir. Eğer av hayvanı ile yararlanma maksadı yoksa avlanması haram olur. Çünkü bu bir canı boş yere telef etmek suretiyle yeryüzünde fesad çıkarmak ka'bilindendir. Bunun mubah olduğunu söylemek kabul edilemez. Eğer avı kesintisiz ve çokça sürdürecek olursa bu mekruh olur. Çünkü avlanmak bu durumda bazı vacipleri ve pek çok mendubları yerine getirmekten kişiyi engelleyebilir .. 6- Av için eğitilmiş köpek beslemek caizdir. Bu durum ayrıca diğer köpekler dışarıda tutulmak suretiyle av köpeğinin artığının tahir olduğuna delil gösterilmiştir. Çünkü av köpeğinin yediği yerden yemeğe de izin verilmiştir. Ayrıca hadisteki: "Senin için yakaladığından ye" buyruğu da şuna deli! gösterilmiştir: Eğer köpeğini bir aVln üzerine salar ve o köpek başkasını avlarsa helal olur. Çünkü "onun yakaladığını" ifadesindeki genellik bunu gerektirir. Cumhurun görüşü budur. Ancak Malik: Helal olmaz, demiştir
Sahih-i Buhari, 5476 numaralı hadis
Hunting, Slaughtering
Adiy b. Hatim r.a.'dan, dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e mi'rad hakkında sordum. O: Eğer sivri tarafı ile isabet ettirirsen yiyebilirsin. Şayet enli tarafıyla isabet ederse ve onu öldürürse şüphesiz ki o bir vaklzdir (ağırlıkla vurulup öldürülmüş bir hayvandır) ondan yeme, diye buyurdu. Adiy: Peki köpeğimi gönderiyorum dedim, dedi. Allah Rasulü şöyle buyurdu: Köpeğini salarken besmele çektiysen yiyebilirsin. Ben: Eğer avdan yerse diye sordum. O: O takdirde ondan yeme. Çünkü o senin için tutmamış, o ancak kendisi için yakalamış olur, diye buyurdu. Ben: Köpeğimi salarım da onunla beraber başka köpek bulduğum da olur . . (Hükmü nedir?) diye sordum. O: Ondan yeme. Çünkü sen ancak kendi köpeğin için besmele çekmiştin, başka köpek için besmele çekmemiştin, diye buyurdu.'1 Fethu'l-Bari Açıklaması: "İbn Ömer bunduka (denilen yuvarlatılmış ve kurutulmuş çamur) ile öldürülen hayvan hakkında o, el-mevkCıze denilen hayvandır demiştir. Salim, el-Kasım, Mücahid, İbrahim, Ata ve el-Hasen de bunu mekruh görmüşlerdir." Malik'in de Muvatta'da rivayet ettiğine göre; kendisine el-Kasım b. Muhammed'den, mi'rad ve bunduka ile öldürülen hayvanları mekruh gördüğü rivayeti ulaşmıştır. Mücahid'e gelince İbn Ebi Şeybe iki yoldan bunu mekruh gördüğünü rivayet etmiş bulunmaktadır. Bu iki rivayetten birisinde: "Tezkiye edilmedikçe ondan yeme" fazlalığını da eklemektedir. İbrahim -en-Nehaı- 'e gelince, İbn ebi Şeybe, el-A'meş'in ondan naklettiği şu rivayetini kaydetmektedir: "Tezkiye edilmedikçe bunduka ile isabet ettirdiği n hayvanı yeme
Sahih-i Buhari, 5477 numaralı hadis
Hunting, Slaughtering
Adiy b. Hatim r.a.'dan, dedi ki: "Ey Allah'ın Rasulü! Bizler eğitilmiş köpekleri salıyoruz, diye sordum. O: Onların senin için yakaladıklarını ye, diye buyurdu. Ben: Ya öldürseler, diye sordum. O: İsterse öldürsünler, diye buyurdu. Ben: Biz mi'radı da atıyoruz, dedim. O: (Sivri ucuyla) deldiği avı ye, ancak enli tarafıyla isabet edeni yeme, diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Mi'radın enli tarafı ile isabet alan (hayvan)." Bu başlık altında Adiy b. Hatim'in hadisini zikretmiş bulunmaktadır. Bu hadiste yer alan hükümleri birinci baş1ıkta açıklamış bulunuyoruz
Sahih-i Buhari, 5478 numaralı hadis
Hunting, Slaughtering
Ebu Sa'lebe el-Huşeni'den, dedi ki: "Ey Allah'ın Nebisi! Biz kitap ehli olan bir kavmin topraklarındayız. Onların kaplarında yemek yiyebilir miyiz? Ayrıca av hayvanlarının bulunduğu bir yerdeyim. Kimi zaman yayımla, kimi zaman da eğitilmemiş olan köpeğimle de, eğitilmiş olan köpeğimle de avlanıyorum. Bana bunların hangisi uygundur, diye sordum. Allah Rasulü şöyle buyurdu: Kitap ehli ile ilgili sorduklarını ele alalım. Eğer kaplarından başkalarını bulabilirseniz onların kaplarında yemek yemeyin. Eğer başkalarını bulamazsanız, o kapları yıkayın ve onlarda yemek yiyin. Yayın la avlayıp Allah'ın adını andığın hayvanı ye, eğitilmiş köpeğin vasıtasıyla avladığını Allah'ın adını anmışsan ye, eğitilmemiş köpeğinle avlayıp yetişip de tezkiye edebildiklerini de ye, diye buyurdu." Bu Hadis 5488 ve 5496 numara ilede geçiyor Diğer tahric edenler: Tirmizi Av , Ebû Dâvûd, Sayd Fethu'l-Bari Açıklaması: "el-Hasen ve İbrahim dedi ki: Bir ava vurup da onun ön ya da arka ayağı kopmuş ise ayrılan kısmını yeme, diğer kısımlarını ye." el-Hasen'in bu sözünü İbn Ebi Şeybe, el-Hasen'den gelen sahih bir sened ile mevsul olarak rivayet etmiştir. Buna göre el-Hasen bir ava vurup, onun ön ya da arka ayağını koparıp, hayvanın diri olarak kaldıktan sonra ölmesi üzerine şunları söylemiştir: "Böyle bir hayvanı da yeme, ondan kopan organını da yeme! Ancak sen onu vurup da onun organını koparmakla birlikte derhal ölmesi hali müstesnadır. Eğer böyle olursa onu yiyebilirsin." İbnu'I-Münzir dedi ki: Bu mesele hakkında ihtilaf etmişlerdir. İbn Abbas ve Ata: Ondan kesilip ayrılan organı yeme. Av hayvanını tezkiye ederek ye, demişlerdir. İkrime de: Eğer organının kendisinden düşmesinden sonra canlı olarak koşarsa o organı yeme, av hayvanını tezkiye edip ye. Eğer onu vurur vurmaz ölürse onun tamamını ye, demiştir. Şafii de bu görüşü ifade ederek şunları söylemiştir: Hayvanın iki parçaya ayrılması ile daha azının ayrılması arasında o darbe sonucu öldüğü takdirde, bir fark kalmaz. es-Sevr! ve Ebu Hanife'den rivayete göre eğer av hayvanını yarıdan ikiye bölecek olursa her iki parçası da yenir. Eğer baş tarafından üçte biri kesilirse aynı şekildedir. Eğer belden tarafa üçte biri ayrılırsa baş tarafında kalan üçte ikisi yenilir. Fakat belden aşağı olan üçte biri yiyemez. İbn Battal dedi ki: Fukahanın icma' ile kabul ettiklerine göre, o ava isabet edip yaraladığı takdirde o avı yemek caizdir. İsterse yaradan dolayı mı yoksa havadan aşağıya düştüğünden dolayı mı yoksa yerin üzerine düştüğünden dolayı mı öldüğünü bilmemiş olsun. Yine icma' ile kabul ettiklerine göre, av hayvanı mesela bir dağın üstüne düşüp de oradan aşağıya yuvarlanıp ölse eti yeniImez. Eğer ok onunöldürücü yerlerini delmezse, yetişilip tezkiye edilmesi hali müstesna, o av hayvanı yenilmez. İbnu't-Tin dedi ki: Av hayvanından artık hayatta kalması düşünülemeyecek . kadar bir parçayı koparacak olursa, o darbe ile ona öldürücü yerinden isabet ettirmiş gibi olur. Bu sebeple bu darbe, tezkiye konumuna geçer. Malik'in ve başkalarının meşhur görüşü budur. "Kaplarında ... " İbn Dakiki'l-'Id der ki: Bu hususta aslolan hal ile çoğunlukla görülen halintearuzuna (aralarındaki çatışmaya) binaen fukaha arasında görüş ayrılığı vardır. Bu hadisin delalet ettiği doğrultuda görüş beyan edenler, şunu delil gösterirler: Çoğunlukla görülen halden çıkarılan zan(-ı galib), asılolan halden çıkartılan zanna tercih edilir. Ancak necis oldukları muhakkak olarak tarafı mızdananlaşılıncaya kadar asla göre hüküm verilir diyenler buna iki şekilde cevap vermişlerdir: 1- Burada yıkama emri asla bağlı kalmaya delil teşkil eden naslar ile bu hadisin ifadesini bir arada telif etmek üzere ihtiyat olsun diye müstehap oluşa hamledilir. 2- Ebu Sa'lebe hadisinden maksat, bu kapların necis olduğunu kesin olarak bilen kimselerin hali hakkındadır. Mecusileri söz konusu etmiş olması da bunu pekiştirmektedir. Çünkü onların kapları, kestikleri helal olmadığından dolayı necistir. Nevevi de şöyle demektedir: Ebu Sa'lebe hadisinde geçen kaplardan maksat, kaplarında domuz eti pişiren kimselerin ve şarap içen kimselerin kaplarıdır. Nitekim Ebu Davud'un rivayetinde bu husus açıkça ifade edilmiş bulunmaktadır: "Bizler kitap ehline komşuluk yapıyoruz. Onlar da tencerelerinde domuz pişiriyorlar, kaplarında da şarap içiyorlar. Bunun üzerine (Allah Rasulü) şöyle buyurdu ... " diyerek verdiği cevabı zikretmektedir. Fukahanın maksadı ise mutlak olarak kafirlerin kapları olup, necis işlerde kullanılmayanlarıdır. Bu gibi kapların kullanılması onlara göre yıkanmadan dahi caizdir. Bununla birlikte bu hususta mekruhluğun sabit oluşundan dolayı değil de ihtilaftan kurtulmak için bu gibi kaplan yıkamak daha uygundur. ileride üç bab sonra "av hayvanı iki yahut üç gün kaybolur ve bulunmayacak olursa" başlığı altında bu hadis ile ilgili diğer bahisler gelecektir. Hadiste birden çok sorunun bir araya getirilerek bir defada sorulabileceği ve bunlar hakkında emma ve emma (şuna gelince, buna gelince) lafzı kullanılarak tek tek etraflı bir şekilde cevap verilebileceği anlaşılmaktadır
Sahih-i Buhari, 5479 numaralı hadis
Hunting, Slaughtering
Abdullah b. Muğaffel'den rivayete göre; "O, parmak uçlarıyla taş atan bir adam görmüş. Ona: Parmak uçlarınla küçük taşlar atma. Çünkü Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem parmak uçlarıyla küçük taş atmayı nehyetti -ya da parmak uçlarıyla küçük taş atmayı mekruh görürdü (hoşlanmazdı)- dedi ve ayrıca şunları da söyledi. Çünkü onunla ne bir av avlanır, ne de onunla bir düşman öldürülür. Fakat böyle bir taş dişi kırabilir, gözü çıkarabilir. Bundan sonra tekrar onun küçük taş attığını görünce ona: Ben sana Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in parmak uçlanyla küçük taş atmayı nehyettiğini -ya da parmak uçlarıyla küçük taş atmayı kerih gördüğünü (hoşlanmadığınl)- söyleyerek hadis naklediyorum ve sen pamak uçlannla küçük taş atıyorsun ha! Şöyle ve şöyle seninle konuşmayacağım, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hazf (parmak uçlarıyla küçük taş atmak) ve bunduka (yuvarlatılıp, kurutulmuş çamur)." Hazf ile ilgili açıklama bu Başlıkta gelecektir. Bunduka ise çamurdan yapılıp kurutulan ve onunla atış yapılan, bilinen bir cisimdir. "Hazf (Parmak uçlarıyla taş atma)" yani iki şehadet parmağıyla yahut Baş parmak ile şehadet parmağı arasında ya da orta parmağın üst tarafı ve Başparmağın iç tarafı ile bir çakıl taşı ya da bir hurma çekirdeği atmak demektir. Mihzefe ise, taşın ortasına yerleştirilip onunla kuşa taş atılan a1ete denilir. Sapana da bu isim verilir. Bu açıklamayı es-Sihah'ta (el-Cevheri) yapmıştır. "Onunla bir av avlanmaz." el-Mühelleb dedi ki: Yüce Allah avı belli bir nitelikte helal kılarak: "Ellerinizin ve mızraklarınızın erişebildiği bir şey" (Maide, 94) diye buyurmuştur. Oysa kurutulmuş çamur ile ve benzeri ile atmak bu ka'biiden değildir. Böyle bir şey(den dolayı ölen hayvan) ancak ağırlık ile vurularak öldürülmüş bir hayvan olur. ilim adamları -aralarında istisna teşkil edenler dışında- bunduka denilen kurutulup, yuvarlatılmış çamur parçaları ile ve taş ile öldürülmüş hayvanların yenilmesinin haram olduğunu ittifakla kabul etmişlerdir. Bunun böyle olmasının sebebi ise bunların av hayvanını keskin ve sivri taraflarıyla öldürmeyip bu şeyleri atanın kuwetiyle ölümüne sebep olmalarıdır. "Seninle şöyle şöyle konuşmayacağım." Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1- Sünnete muhalefet eden kimselerle darılmak ve onlarla konuşmamak caizdir. Böyle bir dargınlık da üç günden fazla küs durmayı yasaklayan hükümlerin kapsamına girmez. Çünkü bu tür yasak, kendi nefsi için küs duranlar ile ilgilidir. ileride Edeb bölümünde(6073.hadiste) buna dair geniş açıklamalar gelecektir. 2- Münker değiştirilir. 3- Bunduka denilen çamurdan yuvarlatılıp kurutularak sertleşmiş parçaların atılması yasaklanmıştır. Çünkü şeriat koyucunun, bunun av hayvanın! öldüremeyeceğini söylemesi, atış için onu kullanmanın anlamsız olduğunu, aksine bu yolla hayvanın ona malik olmayan birisi tarafından telef olmaya maruz bırakılacağını ortaya koymaktadır. Bu ise nehyedilmiş bir husustur. Evet, bazı hallerde bunduka atılmış bir hayvan yetişilip, tezkiye edilebilir ve onu yemek helal olabilir. Bundan dolayı bunun caiz oluşu hakkında görüş ayrılığı vardır. Mücella, ez-Zehair'de bunun yasak olduğunu açıkça ifade etmiş, İbn Abdisselam da bu doğrultuda fetva vermiştir. en-Nevevı ise bunun helal olduğunu kat'i olarak ifade etmiştir. Çünkü böyle bir iş, avlanmaya götüren bir yoldur. Meselenin tahkiki ise, duruma göre hükmün farklılaşacağını ortaya koymaktadır. Eğer atış halinde çoğunlukla görülen, hadiste söz konusu edilen durum ise yasaktır. Aksi ise caizdir. Özellikle de kendisine atılan hayvan ancak bu yolla ulaşılabilecek olup, çoğunlukla da ölümü ile neticelenmiyor ise hüküm böyledir. Bu başlıktan iki başlık önce el-Hasen'in kasaba ve şehirlerde bunduka denilen bu taşlarla atış yapmanın mekruh olduğu sözü de geçmiş bulunmaktadır. Bundan anlaşıldığına göre ise (mefhumu) çölde böyle bir işin mekruh olmayacağıdır. O halde bu işin nehyedilmesinin ekseninde insanlardan herhangi bir kimseye zarar verme korkusunun tespit edilmiş olması bulunmaktadır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
Sahih-i Buhari, 5480 numaralı hadis
Hunting, Slaughtering
İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Her kim davar ya da av köpeği olmayan bir köpek barındırırsa her gün onun amelinden iki klrat eksilir. " Bu Hadis 5481 ve 5482 numara dada var Diğer tahric edenler: Tirmizi Hükümler; Müslim, Müsakat
Sahih-i Buhari, 5481 numaralı hadis
Hunting, Slaughtering
Abdullah b. Ömer'den, dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: "Her kim onun üzerine giden bir köpek yahut bir davar köpeği dışında bir köpek edinir (barındırır) ise her gün onun ecrinden iki k1rat eksilir
Sahih-i Buhari, 5482 numaralı hadis
Hunting, Slaughtering
Abdullah b. Ömer'den, dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Her kim davar yahut (ava) hücum eden bir köpek dışında köpek edinirse her gün onun amelinden iki k1rat eksilir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Av köpeği yahut davar (çoban) köpeği olmayan köpek edinen kimse." Bir şeyi saklayıp biriktirmek amacıyla edinen kimse hakkında "ıktene'ş-şey'e" tabiri kullanılır. Bu metne dair yeterli açıklamalar (2327 numaralı hadiste) geçmiştir
Sahih-i Buhari, 5483 numaralı hadis
Hunting, Slaughtering
Adiy b. Hatim'den, dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e şunu sordum: Bizler şu av köpekleriyle avlanan bir kavimiz. (Bu hususta bize ne dersin?) Şöyle buyurdu: Eğer öğretiImiş köpeklerini Allah'ın adını anarak salarsan onların senin için tuttuklarından o av hayvanını öldürseler dahi ye. Köpeğin av hayvanından bir şey yemesi müstesna. Çünkü ben o takdirde köpeğin ancak kendisi için yakalamış olacağından korkarım. Şayet senin köpeklerine başka köpekler de karışacak olursa ondan yeme!" Fethu'l-Bari Açıklaması: "Mükellibin", tedib ediciler yahut alıştırıcılar demektir. Bunun bildik hayvanın adı olan "kelb (köpek)" lafzından tef'il veznine getirilmiş bir kelime olmadığı, aksine bunun hırs demek olan "el-keleb" kökünden geldiği de söylenmiştir. Bunun da ilk anlama raci olduğu doğrudur. Çünkü bu, köpeğin tabiatında var olan ileri derecedeki hırs ile a1akalıdır. Ebu Ubeyde yüce Allah'ın "mükellibin" lafZlnı: Yani kelblere sahipkimseler diye açıklamıştır. Rağıb da: Kellab ve mükellib, köpeklere öğreten, eğitim veren demektir, demiştir. "İbn Abbas dedi ki: Köpek (av hayvanından) yediği takdirde onu ifsad etmiş ve ancak kendisi için yakalamış olur. Yüce Allah da: "Allah'ın size öğrettikleri ile alıştırıp öğrettiğiniz avcı hayvanların ... "(Maide, 4) diye buyurmaktadır. Bu sebeple köpeklere av hayvanına ilişmemeyi öğreninceye kadar vurulur (dövülür) ve onlara öğretilir." Yani açgözlülük huylarını bırakıncaya ve sahibi gelene kadar avdan bir şey yemeyerek bu hususta sabra alışıncaya kadar bu şekilde eğitilirler
Sahih-i Buhari, 5484 numaralı hadis
Hunting, Slaughtering
Adiy b. Hatim r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sen köpeğini Allah'ın adını anarak saldığın takdirde o da avı yakalayıp öldürürse onu ye. Eğer av hayvanından yerse sen yeme. Çünkü ancak kendisi için yakalamış olur. Şayet üzerlerine Allah'ın adı anılmamış birtakım köpeklerle karışır ve bu köpekler av hayvanını yakalayıp öldürürlerse sen yeme. Çünkü o hayvanı hangilerinin öldürdüğünü bilemezsin. Eğer bir ava atış yapar da onu bir ya da iki gün sonra bulduğun takdirde avda senin okunun izi dışında bir iz yoksa onu ye. Eğer suya düşerse yeme
Sahih-i Buhari, 5485 numaralı hadis
Hunting, Slaughtering
Adiy'den rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: Av'a ateş edip, iki üç gün onun izinin peşine düşer, sonra avda oku da bulunduğu halde ölmüş olarak onu bulursa durum ne olur, diye sormuş, Allah Rasulü de: Dilerse yiyebilir, diye cevap vermiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Avladığı hayvan iki ya da üç gün kaybolursa", yani avcı onu bulamazsa ... Bu hadiste Said b. Cubeyr'in, Adiy b. Hatim'den diye naklettiği Tirmizi, Nesai ve Tahavı'deki lafzında şu fazlalık da zikredilmiştir: "Okunu o avda bulup da o avda bir başka yırtıcı hayvanın bir izini görmez ve senin okunun onu öldürdüğünü bilirsen ondan ye." er-Ram dedi ki: Bundan anlaşıldığına göre oku av hayvanını yaraladıktan sonra hayvan kaybolur, sonra gelip onu ölmüş olarak bulursa o av'ı yemek helal olmaz. Şafii'nin el-Muhtasar'da zikredilen ifadesinin zahirinden de anlaşılan budur. Nevevı, helal olacağına dair delil daha sahihtir, demiştir. el-Beyhakl ise elMarife adlı eserinde Şafii'den İbn Abbas'ın: "Gördüğünü ye, görmediğini terk et" sözünün anlamını şu şekilde açıkladığını nakletmektedir: "Gördüğünü" ile kasıt, köpeğin gözünün önünde öldürdüğünü gördüğün av hayvanı demektir. "Görmediğin" ise öldürüldüğüne senin şahit olamadığın demektir. Bana göre böylesi hakkında başka türlüsü caiz olamaz. Ancak bu hususta Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellemiden bir rivayet gelmiş ise o takdirde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in emrine muhalif olan her şeyortadan yok olur gider, ona karşı ne bir görüş, ne de bir kıyas mukavemet edebilir. Beyhaki dedi ki: Haber ise yani bu başlıktaki hadisin hükmü ise sabittir. O halde Şafil'nin kabul ettiği görüşün de bu olması gerekir. "İki yahut üç gün" Müslim'de: "Okunu attıktan sonra av hayvanı senin gözünden kaybolup da ona sonradan yetişecek olursan kokuşmadığı sürece ye" şeklindedir. Üç gün sonra ava yetişen kimse hakkındaki lafızda: "Kokuşmadıkça onu ye" denilmektedir. Böylelikle nihai süreyi av hayvanının kokuşması olarak tespit etmiştir. Mesela, üç gün sonra avı bulup da eğer kokuşmamışsa helaldir. Şayet üç günden önce ama kokuşmuş halde bulursa helal değildir. Hadisin zahiri bunu gerektirmektedir. Nevevl de kokmuşsa yenilmesinin yasaklanmasının tenzihi olduğunu söyleyerek buna cevap vermiştir. Buna delilolarak' da şunu göstermiştir: Atıcı (avcı) atıştan sonra av hayvanını yakalamayı buluncaya kadar erteleyecek olursa, az önce belirtilen şartlar çerçevesinde helal olur. Av hayvanının onu aramakla birlikte mi bulunmadığı yoksa aramadığı için mi bulunmadığı gibi bulamayışın sebebi hakkında tafsilata ihtiyaç bulunmamaktadır. Fakat son rivayetteki ibareler arama lehine delil gösterilebilir. Çünkü orada: "İzini takip edip, arkasına düşerse" denilmektedir. Kaybolan avın ne şekilde aranacağı hususunda da görüş ayrılığı vardır. Ebu Hanife'den gelen rivayete göre eğer bir saat (kısa bir süre) aramayı geciktirip, aramayacak olursa helal olmaz. Şayet atışın akabinde arkasından gider ve onu ölü olarak bulursa helaldir. Şafillerden nakledildiğine göre .ise avı takip etmesi kaçınılmaz bir şeydir. Koşmanın şart olup olmadığı hususunda da iki görüş vardır. Bunların kuvvetli olanına göre hızlıca koşması halinde onu canlı olarak bulacak olsa dahi adeti üzere yürümesi yeterlidir ve bu takdirde helaldir. İmamu'I-Harameyn ise: Arama şeklinin tahakkuk etmesi için az da olsa hızlıca hareket etmesi kaçınılmazdır, demiştir
Sahih-i Buhari, 5486 numaralı hadis
Hunting, Slaughtering
Adiy b. Hatim'den, dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü, ben besmele çekerek köpeğimi salıyorum, dedim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Eğer besmele çekerek köpeğini salıp o da aVi yakalayıp öldürür ve avdan bir şey yerse, sen yeme. Çünkü o kendisi için yakalamış olur." Ben: (Bazen) köpeğimi salarım ama onunla beraber bir başka köpek bulurum da hangisinin o avı yakaladığını bilemezsem (hüküm ne olur), diye sordum. O: Hayır, yeme. Çünkü sen kendi köpeğini salarken besmele çektin ama başkası için çekmedin diye buyurdu. Yine ona el-mi'rad denilen ucu sivriıtilmiş enli tahtanın avı hakkında sordum da o: Eğer keskin ucuyla isabet ettirirsen ye, şayet enli tarafıyla isabet eder de avı öldürürse o darbe ile öldürülmüş (vakız)dir, bu sebeple yeme, diye buyurdu
Sahih-i Buhari, 5487 numaralı hadis
Hunting, Slaughtering
Adiy b. Hatim r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: Biz bu köpeklerle avcılık yapan bir kavimiz, diye sordum. O şöyle buyurdu: Allah'ın adını zikrederek eğitilmiş köpeklerini saldığın takdirde onların senin için tuttuklarından ye. Ancak köpek yemiş ise sen yeme. Çünkü ben köpeğin kendisi için avı yakalamış olacağından korkarım. Şayet aralarına onlardan başka bir köpek karışacak olursa yine yemet
Sahih-i Buhari, 5488 numaralı hadis
Hunting, Slaughtering
Ebu. Sa'lebe el-Huşeni r.a.'dan, dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna gidip: Ey Allah'ın Rasulü, biz kitap ehli olan bir kavmin diyarında bulunuyoruz. Onların kaplarından yemek yiyoruz (yiyebilir miyiz)? Ayrıca avcılık yapılan bir diyardayız. Ben yayımla avlandığım gibi, eğitilmiş olan köpeğimle de, eğitilmemiş olan köpeğimle de avlandığım oluyor. Bunlardan bize nelerin helalolduğunu bana bildir, dedim. Allah Rasulü şöyle buyurdu: Senin kitap ehli bir kavmin diyarında olduğunu ve onların kaplarında yemek yediğini söyledin. Eğer onların kapları dışında başka kaplar bulabilirseniz onların kaplarında yemeyiniz. Eğer başka kap bulamazsanız, o kapları yıkayınız, sonra onlarda yemek yiyebilirsiniz. Avcılık yapılan bir diyarda olduğunu da söz konusu ettin. Yayınla avlandığın takdirde Allah'ın ismini zikret, sonra ye. Eğitilmiş olan köpeğin vasıtası ile avlandığın takdirde yine Allah'ın adını an, sonra ye. Eğitilmemiş olan köpeğinle avlanmana gelince, eğer onu yetişip tezkiye edebilirsen (şer'l esaslara uygun kesebilirsen) yiyebilirsin
Sahih-i Buhari, 5489 numaralı hadis
Hunting, Slaughtering
Enes b. Maıik r.a.dan, dedi ki: "Merru'z-Zahran denilen yerde bir tavşanın peşine takıldık. Yoruluncaya kadar onu yakalamak için koşuşup durdular. Daha sonra ben onun arkasından koştum ve nihayet onu yakaladım. Onu alıp Ebu Talha'ya götürdüm, o da onun uyluklarının üst tarafını yahut iki budunu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gönderdi, o da bunu kabul etti